Kültür-SanatRöportaj

Çizgi roman üstadı Enis Temizel ile röportajımız

Enis Temizel, Türkiye’ de karikatür ve çizgi roman alanında önemli bir isim; eserleri çeşitli dillere çevrilen değerli bir yazar-çizer. Formathaber adına Enis Temizel ile röportajı Osman Özbaş hazırladı.

Enis Temizel, Türkiye’ de karikatür ve çizgi roman alanında önemli bir isim. Temizel yalnız ülkemizde değil dünyada da sektörünün ünlü yayınevleriyle bağlantıları olan, eserleri çeşitli dillere çevrilen bir yazar-çizer… Bugünlerde çocuk kitapları dahil birçok alanda ürün veriyor; kendi yazıp-çizdiği kitaplarıyla da edebiyat-kültür alanındaki çalışmaları ilgiyle takip ediliyor.
Kendisiyle çizgi romanların kültürel hayatımızda etkisi ve çalışmaları üzerine bir röportaj yaptık.
Enis Temizel, öncelikle grafikerlik ve karikatürize resim alanına sizi çeken yeteneklerinizi ilk önce nasıl fark ettiniz; bu konuda hangi eğitimleri aldınız, kişisel maceranızda sizi çizgi-roman yönelten etkenler nelerdir, diye sormak isterim. 
5 yaşında, o zamanlar çok popüler olan Tarkan çizgi romanındaki karakterleri kopyalayarak başladım çizmeye. Daha sonra ilkokulda öğretmenim Bedriye Aksakal yeteneğimi farketti ve yaptığım ilk yağlı boya tablolardan sergiler açtı.
Orta öğrenimim döneminde ,  bakarak ve hayalden yaptığım çizimlerle bir çok eskiz defteri eskittim.Bunun yanında hem normal romanlar ,hem de çizgi romanlar okuyordum okuldan kalan zamanımda.
Üniversite sınavlarında İTÜ Şehir planlama bölümünü kazandım.Buraya bir yıl devam ettikten sonra, Mimar Sinan Üniversitesi grafik bölümüne girdim ve bu bölümden mezun oldum.Daha sonra Newyork institute of Technologhy’de komünikasyon sanatları master’ı yaptım.
Profesyonel hayata atılınca küçük yaşlarda sürekli çizim antrenmanı yapmanın ,bu işi meslek edinince çok faydasını gördüm. Yetenek tabii ki çok önemli ama hemen bir sonuç beklemek çok yanlış.Yıllara yayılan bir çalışma ve eğitimden sonra oluyor o işteki gerçek ustalık.
Çizgi deyince modern anlamda bir grafiker karşılığı akla geliyor; çizgi romanda ise bir yazarlık bağlamı öne çıkıyor. İlk önce sizden ‘çizgi’ ve ‘resim-çizmek’ üzerine tarihsel açıdan bir değerlendirme almak isterim; çizginin sanat tarihi açısından kökenleri mağara dönemlerine kadar uzanıyor; ancak resim ile çizginin duygusal kavrayışa ilişkin farkı nedir?   
 
Grafik yani post modern adıyla iletişim tasarımı, basın ve yayın medyasındaki bütün görsel içerikleri kapsıyor.Çok genel bir kavram. Ülkemizde daha çok reklam ajanslarında uygulanan bir endüstri koluna dönüştüğü için grafik deyince akla hemen reklamcılık gelir ama aslında alanı çok daha geniştir.Bir derginin sayfa tasarımından tutun da,televizyonda gördüğünüz 3 boyutlu ve hareketli  jenerik grafiklerine kadar bütün görsel anlatımların hepsi grafik kapsamına girer.Yani ticari bir tasarım işidir grafik. Kitleler için yapılır.. Bu yüzden bir grafik tasarımı çoğaltılıp dağılıma gireceğini düşünerek tasarlamalısınız.
Resim öyle değil.Ressamın satış veya çoğaltım gibi bir kaygısı yoktur.Neticede satışı düşünür ama ana kaygı kendi dünyasını dışa vurmaktır.Sergisindeki eserlerin hepsi tekdir ve orjinaldir.Onun içindir ki, İngilizcede artist dendiğinde sadece ressam anlaşılır.Çünkü sadece resim sanattır. Diğer bütün yaratıcı işler ticari sanattır.
Ama grafik ve resim sanatı sürekli paslaşırlar.Birbirlerinin tekniklerini kullanırlar.Bu günümüzde kullanılan çoğu görselde gördüğümüz son derece doğal bir uygulamadır.
Çizgi roman ise içinde resim,grafik ve sinemanın bütün öğelerini ve tekniklerini kullanan ,ardışık resimlerle anlamlı ve sağlam bir hikaye anlatma sanatıdır.Ancak çizi romanda esas olan çizgidir.Resimde tuval üzerinde lekelerle bile anlatım yapabilirsiniz.Ama çizgi romanda gerçek dünyada gördüğümüz insan figürlerini, binaları,diğer canlıları ve objeleri çizerek anlatmak zorundasınız. Bu haliyle daha çok çizerek sinema yapmaya benzer.
Birçok alanda eserler verdiniz; çocuk kitaplarında Kayılar ile Türk destanlarına eğildiniz; Mucitler serisiyle öğrencilere bilimi sevdiren eserleri resimlediniz. Piri Reis ve Evliya Çelebi ile ünlü kahramanlarımızı tanıtıyorsunuz. Manisa Tarzanı kitabınıza da bir özel başlık açmak isterim; ama öncelikle şunu sorayım, çizgi romanda yurtdışında birçok çizgi roman karakteri, mesela Süperman gibi örnekler var, bizde çizgi-romanda ‘milli’ karakterlerin ortaya çıkarılmasının kültürel önemi nedir sizce?.. 
Hala işlenmeyi bekleyen çok hikaye,destan,dram var bu topraklarda. Ama ikinci dünya savaşından sonraki kültürel Amerikan hegomanyasından hepimiz etkilendik. Kowboyculuk oynamayan çocuk yoktur mesela.Ama unutmamak gerekir ki Superman,Batman gibi karakterler aslında eski Yunan mitolojisinden devşirme öykülerin Amerikan sosu katılmış halidir.Yani olmayan tarihlerinden dev bir eğlence endüstrisi yarattılar.Ticari başarıları da ortada.Ama aslında içerik ve derinlik olarak çok zayıftırlar.Biz ise başka hiç bir kültürle kıyaslanmayacak kadar zengin olan Anadolu kültüründen çok az ürün çıkarabildik evrensel anlamda.Bunun bir çok sebebi var tabiiki ama, bu hala milli karakterler üzerine yoğunlaşmamızı dışlamaz.O yüzden  evrensel düşünüp lokal karakterler üretmek çok önemli.Bu konuda son zamanlarda çabalar var ama vizyon eksikliği de var aynı zamanda.Türk epik bilgisayar oyunları çıkmaya başladı mesela ama, işte yine aynı sorun .. War Craft ‘tan kopyala yapıştır bi de savaşçıya bıyık ekle öyle milli olunmuyor.
piri-reis.jpg
evliya-celebi.jpg
Manisa Tarzanı kitabını yazdınız; bence çok önemli bir çizgi romandı. Manisa Tarzanı bir gerçekti; sizin eserinizde zamanda sıçrama yapan bir gezgin’e dönüştü. Tarzan örneğinde sormak isterim, bir eser ortaya çıkarırken, yerel ile evrensel normları sanata nasıl taşıyorsunuz?.. Manisa Tarzanı’  nı neden bütün dünya tanımalıdır? 
Manisa Tarzanını bütün dünya tanımalıdır çünkü ilk gerçek çevrecidir. Bu gün Greenpeace bu işi yapmaya çalışıyor ama gerçekten bu işi yaptığı çok şaibeli bir kurumdur. Manisa Tarzanı ise herşeyiyle gerçektir; gerçekten yaşamış ve çevre savaşçısı olarak doğayı mahvedenlerle bizzat savaşmıştır. Benim grafik romanımda ise bir yarı süper kahramana dönüşmüştür.Ayrıca Manisa Tarzanı romanımı şu anda dünya standardında kullanılan ana akım çizgi roman tekniğiyle çizdim.Tarzan’ın gerçek hayatından yola çıkarak Türk işi bir modern epik yapmaya çalıştım. Doğduğum yere ait bir konu dünya standardı bir teknikle birleşince ortaya evrensel bir yapıt çıkıyor.
analis-arzan.jpg
Hepimiz nerde geçtiğini bile tam olarak bilmediğimiz dünya klasiklerini okuyarak büyüdük. Sanki hikayeler sadece batıda yazılabilirmiş gibi. Ama bunun doğusu batısı olmadığını daha çok eser vererek kanıtlamalıyız.Dünyanın her yerinden evrensel bir hikaye çıkarılabilir.Nasıl yaptığınıza bağlı.
Dünyada çeşitli çigi roman ekolleri var, bizler Fransız ekolüne daha yakınız sanırım; onların bir Ten-Ten’ i, Asterix’ i var; ama aynı zamanda önemli edebiyat eserlerini çizgi-roman’a dönüştürmekte çok da başarılılar. Türkiye’de de buna benzer bir çaba içine girilebilir mi; böyle bir arayış kültürel hayatımıza ne katar sizce?.. Özellikle dizi ya da filmlere dönüştürmekte arka fon-sahne ve karakterlerin inandırıcılığı üzerine sinemasal ve senaryo aşamalarını destekler mi sizce?
Önemli edebiyat eserlerimizi çizgi romana dönüştürmeyi istanbul’daki yayıncılar denedi aslında ama her nedense bizim okuyucumuz romanla çizgi roman arasına çok kalın bir çizgi çekmiş gibi duruyor.Çizgi roman daha çok orta okul ve lise öğrencilerinin okuyacağı bir şey olarak görülüyor.Yetişkinlerin geneli tamamen yazılı romanları okumayı tercih ediyorlar. Bu gün için bu böyle,ama mesela 60 lı yıllar Türkiye’de çizgi romanın altın dönemiydi ve böyle bir ayrım yoktu. Her roman çizgi romana ve hatta sinemaya uyarlanıyordu.
70 lerde ülkedeki malum kaos her şeyi etkiledi ve 80 li yıllarda mizah dergileri edebi çizgi romanı tamamen rafa kaldırttı. Çizgi olayı lümpenleşti
Ayrıca bir çizgi roman uyarlaması olan Tarkan, Karaoğlan filmlerini her kesimden insan beğeniyle izledi. Sonra 2000 lere gelindiğinde sosyolojik bir yarılma oluştu ve bu tür filmleri sadece milliyetçi kesim seyreder gibi bir algı oluştu.Bunun da siyasileşme gibi bir çok sebepleri var tabii ki.
kucuk-kayilar.20200310193118.jpg
Dev bir çizgi roman endüstrisine sahip Amerikada bile bu gün çizgi romanlar, filmler ve hatta karakter figürleri birbirini besleyen ve destekleyen sektörlere dönüştü. Çizgi roman sektörünün tek başına ayakta kalması çok zor çünkü. Bizdeki sinema sektöründede yavaş yavaş bu tür çalışmalar yapılmaya başlandı.Ama daha çok yaygınlaşması gerekiyor. Bu konuda daha çok eğitim ve pratik gerekiyor.
Ben şahsen çizgi romanlarımın sinemaya uyarlanmasını isterim. Ama bunun için ayrı bir çaba gerekiyor….Ve son zamanlardaki romanlarımı, teknik olarak  filme uyarlanabilir tarzda çiziyorum
 Teşekür ediyorum
4.20200310194018.jpg
ENİS TEMİZEL KİMDİR?
Manisa’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini bu şehirde tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Şehir ve Bölge Planlama bölümüne devam ettikten sonra, Mimar Sinan Üniversitesi Grafik bölümüne geçti ve buradan mezun oldu. Üniversite yıllarından başlayarak; Limon, Dıgıl, Kedi, Pişmiş Kelle, Avni ve Leman gibi mizah dergilerinde karikatürler ve karikatür-romanlar çizdi. Dergilere editoryal illüstrasyonlar ve ajanslara reklam filmleri için story-boardlar hazırladı.
90’lı yılların sonunda New York’a giderek, New York Instıtute of Technology’de komünikasyon sanatları üzerine yüksek lisans eğitimi aldı. New York’ta Cartoon Network çizgi-film stüdyolarında çalıştı, DC Comics’e çizgi-romanlar çizdi. Famous Frames’te (LA) basın ve sinema endüstrisi için konsept illüstrasyonları hazırladı. 2008’den beri Türkiye’de çalışmalarına devam eden Temizel birçok üniversitede bilgi ve deneyimlerini paylaştı.
İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı