Köşe Yazıları

EDEP

'Edepli insan tevazuludur, zariftir, estetik sahibidir, haksızlığa karşı çıkar!'

Rahmetli babaannem, okuma yazma bilmezdi; ancak iyi bir dinleyiciydi ve kuvvetli bir hafızası vardı. Bizim toplumumuzda önemli yeri olan sözlü kültürden nasibini almış ve çok şeyler öğrenmişti. Özellikle hikmetli sözler söylemeyi çok sever, zaman zaman çevresindekileri de şaşırtırdı. Sık sık, “Güzellik gelip geçicidir, yaşlanınca geçer; ancak huy güzelliği, kalıcıdır.”; “Yüzü güzele kırk günde doyulur, huyu güzele kırk yılda doyulmaz”; “Güvenme güzelliğine bir sivilce yeter, güvenme zenginliğine bir kıvılcım yeter.”; “Haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır.” der; bizi, bilgece sözleri ve öğütleriyle iyi ahlaklı, edepli ve cesur insanlar olarak yetiştirmeye çalışırdı.

Rahmetli babam da, edebi ön planda tutan ve haksızlıklara tahammül edemeyen bir insandı. Manisa Sıtma Savaş Şube Şefi iken, müdürü ile anlaşamamış, Alaşehir’e atanmıştı. O zaman ben 10 yaşındaydım ve ilkokul beşinci sınıfa gidiyordum. Ailece çok üzülmüştük. Alaşehir’de o yıllar, ortaokul ve lise yoktu. Ben Manisa’da okumuştum. “Gücün karşısında eğilme. Haklının yanında yer al, haksızlıklara karşı çık. Sorumluluklarını unutma. Sen bir altınsın; düşersin, çamura bulanır, kalkar yıkanırsın. Altın, çamura düşmekle değerinden bir şey kaybetmez. Daima dürüst ve edepli ol.” diyen babam, beş yıl sonra müdürü başka bir yere atanınca Manisa’ya geri dönebilmişti. Babamın bu öğütlerini hiç unutmadım ve yaşamım boyunca söz ve davranışlarıma yansıtmaya çalıştım.

Edep nedir? Türk Dil Kurumu sözlüğünde edep, “Toplum töresine uygun davranma, iyi ahlak, incelik, terbiye.” olarak tanımlanmaktadır. Halk arasında, terbiye sınırlarını aşanlara, ‘edebini bozma!’ veya ‘edebini takın!’ denir; daha da ileriye gidenlere, ‘edep erkân öğren!’ diye seslenilir. Yine çok kullanılan bir deyimimiz vardır; ‘edebi, edepsizden öğren!’ derler.

Bir anektotunda Lokman Hekim, “Edebi nasıl öğrendin?” sorusuna, “Edepsizlere bakarak öğrendim.” cevabını vermiş. Yaptığı şey, olumsuzdan olumluya; kötüden güzele giderek, doğruyu bulmak.

Mevlana’ya göre edep, insanı hayvandan ayıran özelliktir.

Felsefenin en önemli konularından birisi ahlaktır (etiktir). Dinler de ahlakı sahiplenmişlerdir. Ancak ahlak, dolayısıyla edep, öncelikle dini değil, insani bir kazanımdır. Ahlak felsefesinde, vicdan öne çıkarken; dinler bu konuda tövbe mekanizmasını da devreye sokarlar.

*           *          *

Edepli insan tevazuludur, zariftir, estetik sahibidir, haksızlığa karşı çıkar, haklılarla birlikte olur, haddini bilir, onurludur, emindir, güvenilirdir, erdemlidir, hoşgörülüdür, vefalıdır; özetle yaşantısıyla örnektir. Görüntüye değil, öze önem verir. Adalet ve vicdan duygusuyla hareket eder.

Mevlana, “Güzeli güzel yapan, edeptir; edep, güzeli sevmeye sebeptir.” sözleriyle edebi öne çıkarmış; “Edep, edepsizlerin her işine ve kabalıklarına tahammüldür.” diyerek, bize edepli olmayı önermiş; “Nice insanlar gördüm, üzerinde elbise yok; nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.” beytiyle de, edepli insanı anlatmıştır.

Üftade Hazretlerinin türbesinde yazan, “Edeple giren lütufla çıkar.” yazısı, bizi edepli olmaya özendirmiyor mu?

Hacı Bektaşi Veli, “Marifetullah ehlinin ilk makamı edeptir.” derken, edepli insanı öne çıkarmıyor mu?

Edep, insan ilişkilerinde de olmazsa olmazlardandır. Hucurat suresinde, “Allah indinde, ebebin amelden (bir kimsenin dinin buyruklarını yerine getirmek için yaptıkları) üstün olduğu,” belirtilmektedir. Kuran’ın baştan sona bir ilahi edep öğretisi olduğunu söylemek mümkündür.

Din alimleri, “Dinin üçte ikisi edeptir.” derler.

Beyazid-i Bestami, “Bulunduğunuz derecelere nasıl kavuştunuz?” sorusuna, “Edebe riayet etmekle,” cevabını vermiş; Mehmet Akif Ersoy, “Edepsizliğin başladığı yerde edebiyat biter.” demiştir.

Edep, tasavvufun da temelidir. Tasavvufta hangi kapıdan girersek girelim, karşımıza çıkacak olan edeptir. ‘Edep Yâ Hû’ demek, yaratana bir sesleniş ve edep istemi olduğu kadar, aynı zamanda bir uyarıdır ve edebe davettir.

*           *          *

Hz. Ömer, “Edep, ilimden önce gelir.”; Hz. Ali, “Edepsiz kemal olmaz.”; Yunus Emre;

“Gezdim Halep ile Şamı, 

Eyledim ilmi talep,

Meğer ilim bir hiç imiş,

İlla edep, illa edep.” diyerek, edebi öne çıkarmışlardır.

Çevremizde, edepli görünen, aslında edepsiz olan o kadar çok kişi var ki; bunlar, her şeyin ticaretini yaptıkları gibi edepli görünmekle, etrafındakileri kandırır, bundan da yararlanırlar. Her dönemin insanıdırlar. Her şeye evet der, güce taparlar. Çevrelerine kendilerine benzeyenleri toplar, güçlenir, insanların sırtına basarak yükselir, işleri bittiğinde onları terk eder, para ve itibar sahibi olurlar. Ama bu kişiler, ruhlarını satmışlardır.

Bunların karşısında haksızlıklara karşı çıkan, haklının yanında bulunan insanlar vardır. Bu kişiler, gücün önünde eğilmezler, cesur ve dürüsttürler, sorumluluklarını bilirler; özetle edep sahibidirler. Bu kişiler altındır; çamura da düşseler, kalkarlar, yıkanırlar. Çünkü çamura düşmekle değerinden bir şey kaybetmezler.

Edep, insanın kendini tanımasıdır.

Halk ozanı Kaygusuz Abdal,

”Edep gerektir kula,

Ta işi temiz ola,

Edepsiz girme yola,

Var edep öğren edep.” derken, bizi edepli olmaya çağırmaktadır.

Gerçek aydın, edepli insandır. İlim, edeple birleştiğinde değer kazanır. İlim sahibi edepsizse, ona aydın denemez. Çünkü aydın, yaşadığı toplumun vicdanıdır.

Sözün özü; edep, kâmil insan olmanın gereğidir.

———-+———-

Güzel Sözler

Adaletin olmadığı yerde ahlak da yoktur. Montaigne                                                                            

Filozoflar dünyayı yalnızca yorumlamışlardır; oysa sorun, onu değiştirmektir. Karl  Marks

Bir kimsenin düşüncesini açıklayamaması, köleliktir. Euripides

Uyanık bir tek adam, uyuyan binlerce kişiden daha güçlüdür. S. Carnot

 

 

 

 

 

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı