Köşe Yazıları

HER ZAMAN VE HER YERDE ADALET

'Haksızlığı her kabul ediş, daha büyüğünü doğurur.'

12 Eylül 1980 ihtilalinden önce Uşak ilimizin Ulubey ilçesine hâkim olarak atanmıştım. Ulubey’in bazı köyleri çok olaylıydı ve marjinal sol literatürün söyleyişiyle kurtarılmış bölgelerdi.  Özellikle Ulubey’in Büyükkayalı ve Küçükkayalı köyleri ile Çal (sonradan Bekilli) ilçesi Kutlubey Kasabası (sonradan mahallesi) arasındaki üçgen, DEV-YOL’un hâkimiyetindeydi. Buralarda oturan sağ görüşlü vatandaşlar, köylerini terk etmiş, başka yerlere yerleşmişlerdi. 12 Eylül’den sonra Devlet, Ulubey’deki jandarma bölüğünü güçlendirmiş, başına bir subay koymuş, polis teşkilâtı kurmuş; Büyükkayalı ve Küçükkayalı köyleri ile Kutlubey Kasabasındaki olayları önlemek için de Kayalı köyleri arasında yine bir subay komutasında geçici jandarma bölüğü yerleştirmişti. Olay çoktu, bazı köylere girilemiyor, şikâyetlerin ardı arkası kesilmiyor; dosyalarımız sık sık Uşak’a isteniyor ve inceleniyordu. Sıkıyönetim uygulamaları o derece ileri gitmişti ki, Hükûmet Konağının bodrum katı nezarethane hâline getirilmiş; Ulubey’de bizim tutuklamadığımız sanıklar, Uşak’a götürülüp orada tutuklanmaya başlamıştı.

Adliye olarak bunalmıştık. 12 Eylül’ün karanlık günlerinde zabıta, suç ve suçlu yaratıyor, gerekli gereksiz çok kişiyi gözaltına alıyordu. Tutuklamadığımızda da bizler suçlanıyorduk. Meslekten ayrılma noktasına gelmiş; hatta güvence olsun diye o yıllarda, ‘Noterlik Belgesi’ almıştım.

Devlet, sorumluluğu üzerine almıyor, şedit uygulamalarıyla olayları önlemek istiyordu.

*           *          *

Bir akşam, evde televizyon izliyordum. Ast rütbelerde bir subay, hatırladığım kadarıyla bir teğmen veya üsteğmen, sol bir örgütün mensubu olmaktan tutuklanmıştı. Televizyona çıkan, sanırım emekli öğretmen olan babası yakınıyordu. “Tamam ben kusurluyum, hatamı günahımı kabul ediyorum. Oğlumu iyi yetiştiremedim. Oğlum ortaokulu, liseyi askeri okulda okudu. Kara Harp Okulunu ve sınıf okulunu bitirdi. Benim kadar, yıllarca Devletin de gözetiminde kaldı. Onların hiç mi kusuru yok?” demesini hiç unutamıyorum.

Gerçekten de olayların büyümesinden, zamanında gerekli tedbirleri almayan Devletin hiç mi kusuru yoktu? Her türlü olanağa sahip Devlet ve görevlileri, görevlerini yapmayacak, sonradan suç ve suçlu aranacak, kurunun yanında yaşlar da yanacak ve sonuçta binlerce mağduriyet yaratılacak!!! Buna adalet denir mi?

Bunlar nereden aklıma geldi. FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün 15 Temmuz darbe kalkışmasına katıldıkları gerekçesiyle Hava Harp Okulu öğrencilerinin mahkûmiyetleri ve annelerinin feryatları ile bir annenin basın yoluyla suç ve suçluyu övmek ve terör örgütü propagandası yapmak suçlarından tutuklandığına ilişkin haberlerden.

Daha önceden Yargıtay 16. Ceza Dairesinin; 14 ere verilen müebbet hapis cezalarını, “verilen emirleri yerine getirmekten başka çarelerinin olmadığı” gerekçesiyle bozduğu gazetelere yansımıştı.

Mevzuatımıza göre askeri öğrenciler, amirlerinden ve üstlerinden aldıkları yazılı ve sözlü emirlerin aksini yapamaz, emri doğru bulmadığını sezdirecek hal ve harekette bulunamaz.

*           *          *

15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY Silahlı terör örgütünün darbe kalkışmasından sonra, resmi rakamlara göre yaklaşık 600.000 kişi hakkında işlem yapılmış; 280.000 kişi gözaltına alınmış;  95.000 kişi tutuklanmış; tutuklu-hükümlü sayısı 30.000’lerin üstünde iken, bu rakam bugünlerde 26.000’lara düşmüş; 125.000 görevli kamudan ihraç edilmiştir.

Unutulmaması gereken nokta, Almanya’da Hitler rejiminin sona ermesinden sonra, bu sayıda kişi hakkında işlem yapılmamış olmasıdır.

*           *          *

Görüşümüz, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü soruşturmalarında ve yargılamalarında, hak arama ve adil yargılanma ilkelerinin gözardı edildiği noktasındadır. Yapılan soruşturmalarda en alttaki ibadet kesiminin üzerine gidilmiş, ortadaki ticaret ve en üstteki siyaset kesimlerinin üzerlerine gidilmemiş; talimatlarla hareket edilmiş olduğudur.

Halk deyimiyle, “Ağayı dövemiyorsan, marabayı döv” ve “Eşeği dövemeyen, semerini  döver” denilmiş; “Vur abalıya” zihniyetiyle hareket edilmiştir.

Her ne kadar bazı hukukçularımız aksini söyleseler de (!); ne olurlarsa olsunlar, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olsalar bile bu kişilerin de hak arama ve adil yargılanma hakları vardır. Esasen, hukuk devleti olmanın gereği de budur.

Bu konuda her kesime görev düşmektedir. Adaletsizliklerin adil sayılması, adaletsizliğin en uç noktasıdır ve kabul edilemez.

FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarını mazur görelim, üzerlerine gitmeyelim demiyorum. O kişiler, Ülkemize ve halkımıza büyük zararlar vermişlerdir.

Ancak, geçmişte Fetullahçıların hedefi olmuş, aşağılamalarına ve karalamalarına maruz kalmış, kanunsuz dinlenmiş, bu kişilere ve yayın organlarına karşı mücadele ederek yüzlerce dava açmış ve açılan ceza davalarına müdahil olmuş, çoğunu da bu örgüte mensup hâkim ve Yargıtay üyelerinin kararları ile kaybetmiş emekli bir Yargıtay Üyesi olarak; bu sanıkların da hak arama ve adil yargılanma  hakları bulunduğunu kabul ediyorum.

Burada Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Askeri Casusluk ve benzeri kumpas davalarda, üyesi olduğum dönemin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK’nın), yargı bağımsızlığı adına nasıl dik durduğu, yapılan hukuksuzluklara ve yanlış uygulamalara karşı çıktığı unutulmamalıdır.

FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü davalarında da adalete ulaşmak isteniliyorsa, Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK’nın) siyasi iktidarın güdümünden çıkması, verdiği kararlarla yargıya, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına yol haritası çizmekten ve suç tarihini belirlemekten vazgeçmesi gerekmektedir. Adındaki ‘Yüksek’ sıfatını dahi koruyamayan ve en azından bunun mücadelesini vermeyen günümüzün HSK’sından bunu beklemek belki safdilliktir; ancak dileğimiz, geç de olsa bunun gerçekleşmesidir.

Unutmayalım: Fatih Sultan Mehmet, “Aklı öldürürsen, ahlak da ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde, millet bölünür. Kadıyı satın aldığın gün, adalet ölür. Adaleti öldürdüğün gün, Devlet de ölür.”; Ahmet Hamdi Tanpınar, “Haksızlığı her kabul ediş, daha büyüğünü doğurur.”; Martin Luther King, “Bir yerdeki haksızlık, adalet için her yerde tehlikedir.” diyor.

Sözün özü: Ne pahasına olursa olsun, her zaman ve her yerde adalet… İlla adalet…    

———-+———-

 

            Güzel Sözler :

Haksızlığın karşısında susan, dilsiz şeytandır. Hz. Muhammed

Haksızlıklara isyan etmeyenler onlardan gelecek her musibete katlanmalıdır. Hz. Ali

Bir tek kişiye yapılmış haksızlık, bütün topluluğa yönelmiş bir tehdittir. Montesquieu

Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir. Fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı. Elie Wiesel

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı