Köşe Yazıları

YARGI: NEREDEN NEREYE?

'Siyasi iktidar, hukuk fakülteleri sayısını artırarak neyi amaçlamaktadır?'

Konumuz, niteliği değiştirilen ve sayısı çoğaltılan hukuk fakültelerinden yetişen hâkim ve savcılar eliyle yargı kullanılarak toplumsal (sosyal) yapımızın değiştirilmek istenip istenmediğidir?

*          *          *

Bir devrim olan 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetin ilanı ile birlikte yeni rejimin yerleştirilmesi  ve amaçlanan toplumsal yapının oluşturulabilmesi için yeni hukuksal düzenlemeler yanında, bunları yaşanır kılacak ve uygulayacak hukukçulara gereksinim vardı. Bunun için de 5 Kasım 1925 tarihinde Adalet (Adliye) Bakanlığına bağlı Ankara Adliye Hukuk Mektebi açılmıştır. Bu okulun kuruluşunda dönemin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un büyük emeği vardır. Devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk okulun açılışında yaptığı konuşmada, büyük bir değişimi içeren Türk inkılabının, dini ve mezhebi bağlantılar yerine, Türk milliyeti bağını esas aldığını, dünyadaki gelişmeler de gözetilerek bunun hukuki kurallarının belirlenmesi gerektiğini belirttikten sonra sözlerini, “Cumhuriyetin müeyyidesi olacak bu büyük müessesenin küşadında hissettiğim saadeti hiçbir teşebbüste duymadım.” diyerek tamamlamıştır.

Atatürk ve arkadaşları bu okula öylesine büyük bir önem vermişlerdir ki, binası tamamlanmadığından öğrenimi, Ulus’taki TBMM binasında başlatılmıştır.

Yeni bir toplum yaşamının oluşturulması için çağdaş Avrupa ülkelerinin temel kanunları resepsiyon yoluyla alınmış; yapılan diğer çalışmalarla birlikte Ankara Adliye Hukuk Mektebi (daha sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi) ve 1933 yılında yapılan üniversite reformundan sonra gerçek kimliğine kavuşan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden yetişenler; Cumhuriyet hukukunun kurulması, korunması ve geliştirilmesinde önemli görevler yapmışlardır.

1965 yılında çıkarılan 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu uyarınca özel yüksek okulların açılmasından sonra, özel hukuk yüksek okullarının kurulmasına, Ankara ve İstanbul Hukuk Fakülteleri öğretim üyeleri ve öğrencileri 1968-1969 yıllarında karşı çıkmış, bunun için bildiri yayımlamış, boykot ve yürüyüşler yapmışlardır. Prof. Dr. Uğur Alacakaptan’ın dekanlığı sırasında AÜHF profesör, doçent ve asistanları ile öğrencilerinin yaptıkları yürüyüşte kullandıkları, “Adalette vicdan mı, cüzdan mı?” ve dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’i hedef alan,  “Süleyman, Süleyman; özel harbiye ne zaman?” pankart ve sloganları uzun süre belleklerde yerini korumuş, bu eylemlerden sonra özel hukuk yüksek okulları açılmamıştır. Bilahare Danıştay Dava Daireleri Kurulunun başvurusu üzerine sözü geçen Kanun’un özel yüksek okulların kurulmasına izin veren maddeleri iptal edilmiştir.

1978 yılına kadar iki olan hukuk fakültesi sayısı, önce Dokuz Eylül, sonra Marmara, Dicle ve Selçuk Hukuk Fakültelerinin öğrenime başlamaları, daha sonra diğer devlet üniversiteleri ile vakıf üniversitelerine bağlı hukuk fakültelerinin kurulması ile hızla artmıştır.

Çok büyük bir gereksinim de olmamasına karşın hukuk fakültesi sayısının artmasının nedeni, özel yüksek okulların Anayasa Mahkemesi kararı ile kapatılmasından sonra 1982 Anayasasının 130/2. maddesinde yer alan ve Rahmetli Prof. Dr. İhsan Doğramacı formülü olarak bilinen,  “Kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurulabilir.” hükmü ile kurulan vakıf üniversiteleri ve 2002 yılında iktidara gelen AK Partinin Devlet üniversitelerinde çok sayıda hukuk fakültesi açmasıdır.

Bugün itibarıyla YÖK internet sitesinden topladığım bilgilere göre; aktif 44 devlet, 35 vakıf hukuk fakültesi bulunmaktadır. Ayrıca KKTC’de faaliyetini sürdüren 9 hukuk fakültesi daha vardır. Pasif durumda olan, dondurulan ve öğrenime başlayacak başka hukuk fakülteleri de mevcuttur.

*          *          *

Peki siyasi iktidar, hukuk fakülteleri sayısını artırarak neyi amaçlamaktadır?

Amaç, belirgin bir biçimde siyasallaşan ve yürütme erkine bağlı kılınan yargı eliyle laik Cumhuriyetimizin kurucu değerlerinin aşındırılıp değiştirilmesidir. Ülkemizin çağdaş ve uygar bir  ülke olması yolunda önemli misyon üstlenen yargı, siyaset kurumunun müdahalesi ile giderek nitelik kaybına uğramış, âdeta araçsallaştırılmak suretiyle tersine bir rol üstlenmiştir.

Şüphesiz ki hukuk ve onun uygulayıcısı yargı, toplumun değiştirilmesi için tek enstrüman değildir. Ancak kuvvetli bir enstrümandır. Batıda hukuki düzenlemeler ekonomik, toplumsal ve kültürel değişmelerin sonucu yapılırken, bizde bunun tam tersi olmuş, hukuk ve yargı modernleşmenin bir aracı olarak kullanılmıştır.

Türkiye’nin çağdaşlaşmasında olumlu yönde kuvvetli bir rol oynayan yargı, günümüzde çağdaş değerlerden uzaklaşma yönünde kullanılmaktadır.

Bunun için de hukuki görünüm altında yargıya, bazen aba altından sopa gösterilerek, bazen de açık açık beğenilmeyen bir karar çıktığında hâkim ve Cumhuriyet savcıları değiştirilmek ve sindirilmek suretiyle etkin bir rol verilmektedir.

Bunun da vasıtası, siyasi iktidarın bir kolu olan Adalet Bakanlığı ile seçimleri tamamen partili Sayın Cumhurbaşkanımız ve siyasi iktidarın kontrolündeki TBMM tarafından yapılan Hâkimler ve Savcılar Kuruludur.

Özgür sesin kesildiği, kamu gücünün yargı aracılığıyla intikam aracı olarak kullanıldığı, vicdani reflesklerin harekete geçemediği bir toplumda; hukuk güvenliğinden, ekonomik gelişmeden ve normalleşmeden söz edilemez.

Yargıyı ele geçirmek için son yıllarda içlerinde avukatların da bulunduğu çok sayıda hâkim ve savcı alınmış; gerçekleştirilen yasal düzenlemeler ile avukatlar için özel sınavlar yapılmıştır. Alınan avukatların bir kısmı AK Partilidir. Bunlar, avukatlıkta geçirdikleri süreler kıdemlerine sayılarak, önemli yer ve mahkemelere atanmışlardır. 6 Ocak 2017 tarihli 680 sayılı KHK ile (sonradan 7072 sayılı Kanun) Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 9/A maddesindeki 70 puan barajı kaldırılmış, alımlar gerçekleştirildikten sonra 28 Şubat 2019 tarihinde yürürlüğe giren 7165 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 70 puan şartı geri getirilmiştir.

2019 yılı rakamlarına göre hâkim ve savcı sayısı 20719’dur(1). Darbe kalkışmasından önce bu sayı 15.304’dü (2). Mevcudun yaklaşık 18.000’i adli, 2500’ü idari yargıda görev yapmaktadır. Meslekten ihraç edilen yaklaşık 4500 FETÖ’cü hâkim ve savcı ile emekli olan ve isteği ile ayrılanlar da hesaba katıldığında, 15 Temmuz 2016 darbe kalkışmasından sonra yaklaşık 12.000 hâkim ve savcı alınmıştır. Türkiye Adalet Akademisi Başkanı 20 Mart 2020 tarihinde yaptığı konuşmada, “Şu an Adalet Akademisinde eğitim alan ve başlayacak hâkim adaylarını da kattığımızda yaklaşık 26 bin sayısına ulaşmış bulunmaktayız; yani Türkiye’de olması gereken kadar hakim ve savcı sayısı yakalanmak üzere,” demiştir ki (3), o zaman yeni alınan hâkim ve savcı sayısı yaklaşık 17.000 olacaktır.

Yeni alınan hâkim ve savcılarla yargının genetiği değiştirilmek istenmektedir.

Bu geriye gidişi önlemek için de hukukçulara büyük sorumluluklar düşmektedir. Türkiye Cumhuriyetini oluşturan çağdaş değer ve ilkelerin korunması için hukukçular ve hukuk fakülteleri üzerlerine düşeni yapmalıdır.

Bu değer ve ilkeler nelerdir? Bunları Cumhuriyetçilik, demokratiklik ve millilik olarak toparlamamız mümkündür. Bu ilkeler, Kurtuluş Savaşımız öncesinden şiar edindiğimiz değerlerdir.

Anayasamızın 1 inci maddesinde Cumhuriyetçilikle, krallık, sultanlık ve diktatörlük yasaklanmış; 2 nci maddesinde demokratiklikle, Türkiye Cumhuriyetinin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş; 3 üncü maddesinde millilikle, Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu ifade edilmiş; 4 üncü maddesiyle de 1, 2 ve 3 üncü maddelerinin değiştirilemeyeceği kabul edilmiştir.

Şüphesiz ki tarafsız ve bağımsız olması gereken hâkim ve savcılar vatanı kurtaracak kahramanlar değildir. Ancak kurucu felsefenin belirleyip benimsediği değerler yok ediliyor ve rejim tehlikede ise; Büyük Atatürk’ün Ankara Adliye Hukuk Mektebinin açılısında söylediği, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde giriş kapısının üstünde yer alan sözleri, her zaman belleklerde tutulmalıdır.

Yargının itibarı, mesleki itibar sıralamasında hâkimlik mesleğinin ikinci sırada yer almasıyla ölçülmez (4). Dört üniversite mezunundan birinin işsiz olduğu ve gerçek rakamlara göre işsizliğin  yüzde yirmileri aştığı Ülkemizde; herkesin Devlet memuru olmak istemesi, güvenin değil güvensizliğin sonucudur. Yargının itibarı adalete duyulan güvenle ölçülür ki, bu rakam da bugün için yüzde 20’ler civarındadır.

Sözün özü; Rejimle oynanıyor, test ediliyor, Atatürk ilkeleri ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş değerleri tehlikede ise; Atatürk’ün sözleri anımsanmalı ve meşruiyet içerisinde gidişata kayıtsız kalınmamalıdır.

 

(1) https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/Dosyalar/a062014e-6b7b-4ff7-bc47-4ba6a4478b6b.pdf

(2) https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/Dosyalar/39c8a8cb-7600-4159-933b-48881447f0d4.pdf

(3) https://www.memurlar.net/haber/891675/ turkiye-de-olmasi-gereken-kadar-hakim-ve-savci-sayisi-yakalanmak-uzere.html)

(4) https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/turkiyede-en-itibarli-meslek-doktorluk/1960735

———-+———

 

Güzel Sözler :

İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın Hz. Ali

Sükûtun da bir sesi vardır. Onu duyacak yürek lazım. Şems-i Tebrizi

Devletin hazinesi adalettir. Konfüçyüs

Adaletin olmadığı yerde, ahlak da yoktur. Montaigne

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı