maltepe escortkurtköy escort

Format Haber

(HİKÂYE) VİCDANIN GÜCÜ

(HİKÂYE) VİCDANIN GÜCÜ
Ali Suat Ertosun( suatertosun@yahoo.com )
23 Ağustos 2021 - 23:16

Hipnogojik ya da hipnopompik bir öykü

(Uykuya dalarken ya da uyanırken gördüğüm sanrılar (varsanılar-halüsinasyonlar)

On iki yıllık Cumhuriyet savcısı olan Hakkı, ilk kez o yıl adli ara vermeden yararlanmış, eşi ve  çocuklarıyla annesinin Eski Foça’daki yazlığına gelmişlerdi. Ağustos ayının son günleriydi ve  ertesi gün görev yeri olan Adana’ya döneceklerdi. Son gecelerinde Eski Foça’nın tur yeri olan Küçük Deniz ile Cenevizlilerden kalma tarihi kale arasında yürüyorlardı. Hakkı, yaşlı ve yürümekte zorluk çeken annesini dönüşte almak üzere bir kafeye bırakmıştı.

Eski Foça meydanında, eşi ve çocuklarının önde yürüdükleri bir sırada Hakkı’nın gözleri karşıdan gelen bir kadına takılmıştı. Yanında eşi de olan kadın, on beş yıldır görmediği Esma’ydı. Kesişen bakışları birleşmiş, ikisi de birbirlerini tanımış; daha sonra emin olmak için geri dönüp tekrar bakışmış, konuşmadan başlarını çevirip yollarına devam etmişlerdi.

Esma, Hakkı’nın hukuk fakültesinden arkadaşıydı. Okulun ilk yılı başlayan arkadaşlıkları, zaman içerisinde ilerlemiş, aşka dönüşmüş, okul biterken avukatlık stajlarının sonunda birbirlerine evlenme sözü vermişlerdi.

Stajlarına Hakkı, memleketi Uşak’ta; Esma da İzmir’de başlamışlardı. Bu arada sürdürdükleri görüşmeleri, stajlarının sonuna doğru aralarına giren soğukluk nedeniyle azalmıştı.  Bunun da nedeni Esma’nın, yanında staj yaptığı avukatla yakınlaşmasıydı. Bunu hisseden ve  avukatın eşinden boşanmak için dava açtığını duyan Hakkı, durumu sorduğu Esma’dan, “boşanma gerçekleştiğinde evlenecekleri” cevabını alınca, arkadaşlıkları bitmişti.

Hakkı, daha sonra avukatlık yapmaktan vazgeçmiş, girdiği sınavı kazanarak hâkim adayı olmuş, daha sonra da savcı olarak atanmıştı.

Esma hırslı bir kadındı. Çok para kazanmak, zengin olmak ve rahat yaşamak arzusundaydı. Stajyeri olduğu avukat, İzmir’in çok kazanan, şöhretli avukatlarındandı. Bunun için de aralarındaki yaş farkını gözetmeksizin, boşanmasından sonra onunla evlenmişti ve o gece Hakkı’nın, Esma’nın yanında gördüğü oydu.

*           *          *

Canı sıkılan Hakkı, Foça Kalesi’nin etrafını dolaştıktan sonra eşi ve çocuklarıyla birlikte annesini bıraktığı kafede oturmuşlardı. Hakkı’nın kafası karışmıştı. Nereden çıkmıştı bu kadın? Kurdukları güzel hayalleri bir çırpıda yıkan bu kadını neden kafasına takıyordu? O buna değer miydi? İçinde yaşattığı bir şeyler mi vardı? Onu hâlâ seviyor muydu? Yoksa kin ve düşmanlık mı duyuyordu? Bu ikilemler arasında bocalarken annesinin, “Hakkı, daldın gittin! Bir şey mi oldu?” demesiyle kendine geldi. Annesi, çok dikkatliydi ve oğlunu iyi tanıyordu. Hakkı, “Yok anne, tatil bitiyor, yarın ayrılıyoruz, canım onun için sıkkın!” diyerek soruyu geçiştirdi.

*           *          *

Esma da, Hakkı’yı unutmamıştı. Hatanın kendisinde olduğunun farkındaydı. Zenginlerdi, rahatlardı ancak yaptığı evlilik onu mutlu etmemişti. Evlendiği adam, eski eşi ve çocuklarıyla bağlarını bir türlü koparamamıştı. Bazen kendisini yuva yıkan birisi olarak görüyor, bundan hayıflanıyor, sonra da, “Olan oldu, bunu yapan sadece ben miyim?” diyerek avunuyordu.

*           *          *

Eski Foça’da karşılaşmalarından sonra aradan altı ay geçmişti. Hakkı, ağır ceza mahkemesinde iddia makamını temsil ediyordu. Bir dosyanın duruşmasına, sanık vekili olarak vekâletnamesini ibraz eden Esma girmiş ve yerini aldıktan sonra ısrarla Hakkı’ya bakmaya başlamıştı. Hakkı gözlerini kaçırsa da birkaç kez bakışları birleşmişti. Duruşmalar bitince, Hakkı’nın odasına gelen Esma, “Beni kabul ediyor musun?” diyerek içeriye girip oturmuş; daha sonraki günlerde birkaç dosyaya daha vekâletname sunduğundan ziyaretlerini artırmıştı. Hakkı, ne kadar soğuk davranırsa davransın, Esma yakınlaşmaya çalışıyordu. Ziyaretlerinden birinde, “Eşimden boşandım!” deyince Hakkı, “Bunu bana niye söylüyorsun?” cevabını vermiş; Esma da, “Neden anlamak istemiyorsun, seni hâlâ seviyorum, bir hata yaptım, geri döndüm. Ben sana, ‘eşinden boşan’ demiyorum. Boşanmasan da birlikte olabiliriz!” diye konuşmasını sürdürünce; Hakkı, “Bir yuvayı yıktın, şimdi de benim yuvamı mı yıkacaksın? Bir daha gelme!” diyerek ayağa kalkıp Esma’ya kapıyı göstermiş; sinirlenen Esma da, “Ben o kadar kolay pes edecek kadın değilim!” demiş ve odayı terk etmişti.

*           *          *

Adana’daki görev süresini dolduran Hakkı, Esma’nın başına musallat olacağını düşünse de, mesleğe girdiği günden beri son durak olarak gördüğü  ve ailesinin de ısrarla arzuladığı İzmir’e tayinini istemiş ve ataması yapılmıştı.

Hakkı, İzmir’de de Cumhuriyet başsavcısının görevlendirmesiyle ağır ceza mahkemesinin duruşmalarına çıkıyordu. Mahkemelerinde çok sayıda çete davası vardı ve bunlardan bazılarında Esma, sanık vekiliydi. Hakkı, Esma ile göz göze gelmemeye ve karşılaşmamaya çalışıyor, tabiri caizse ondan kaçıyordu. Esma, üç-dört kez telefonla aramış; Hakkı, “ifade alıyorum” bahanesiyle konuşmayı kısa kesmişti.

Odasında çalıştığı bir gün habersiz gelen Esma, “Bana hâlâ kızıyor musun? Senden af dilemeye geldim.” diyerek, şakayla karışık içeriye girmiş ve oturmuştu. Hakkı, ne kadar soğuk davransa da, sonra ki günlerde Esma ziyaretlerini sıklaştırmıştı. Israrla, “yemek yiyelim” diyor; Hakkı ise, kızgınlığını ve husumetini çekmemek için kibarca işinin çok olduğunu söylüyor ve kabul etmiyordu.

Hakkı, Dokuz Eylül Üniversitesinde öğretim üyesi olan çok sevdiği bir arkadaşının, “Birkaç eski arkadaş, Alsancak’ta ayda bir yemek yiyoruz, seni de aramızda görmek istiyoruz, sen de katıl, bizi kırma!” şeklindeki devamlı tekrarladığı daveti üzerine, kimlerin katılacağını sormadan, eşi ve çocuklarının Aydın’da oldukları bir gün yemeğe katılmıştı. Yemekte Esma da vardı. Hakkı, yaptığı tedbirsizliğe pişman olmuşsa da, yapacak bir şeyi yoktu. Üstelik Esma, yemekte yanına oturmuştu. Zor da olsa durumu idare eden Hakkı, yemeğin sonlanmasını beklemeden, arkadaşından ve katılanlardan izin istediğinde; Esma, “Benim arabam yok, Hakkı ile Karşıyaka’da yakın oturuyoruz. O beni bırakır!” diyerek kalkınca, birlikte ayrılmışlar ve Hakkı’nın arabası ile hareket etmişlerdi.

Alsancak’tan Karşıyaka’ya kadar Hakkı, mecbur kalmadıkça konuşmamışsa da, Esma devamlı konuşmuş ve Karşıyaka sahilindeki evine kahve içmeye davet etmişti. Hakkı ne kadar olmaz demişse de, Esma ısrarla davetini, “eski günler hatırına” diyerek tekrarlamış; şaka yollu “korkma seni yemem!” demiş; Hakkı da sonunda kabul etmek zorunda kalmıştı.

Esma’nın çok güzel ve oldukça geniş bir evi vardı; zevkli döşenmişti ve deniz sereperpe görülüyordu. “Neden buraya geldim” diye düşünen Hakkı çok tedirgindi ve hemen pişman olmuştu. “Mutfağa gidiyorum, hemen geleceğim” diyen Esma, kıyafetini değiştirmiş, oldukça şuh bir kıyafet giymiş olarak, açılmış bir şarap şişesi ve iki kadehle gelmişti. “Önce birer içki içelim diye düşündüm, sonra kahvelerimizi içeriz!” demiş, Hakkı’nın itirazlarına aldırmadan kadehleri doldurmuş ve hemen tokuşturmuştu. Birinci kadehten sonra ikinci kadehi de içen ve başı dönmeye başlayan Hakkı’nın yanına Esma sokuldukça sokulmuş, nefesleri birleşmiş ve birlikte olmuşlardı. Sabaha karşı uyanan Hakkı, Esma ile aynı yataktaydı. Esma uyuyordu. Hemen kalkmış, giysilerini bulmuş ve giyinmişti ki uyanan Esma, “Günaydın, çok erkencisin, nereye gidiyorsun? Kahvaltı edelim.” demişse de; Hakkı, büyük bir pişmanlık içinde, “Ne yaptın sen Esma? Yaptıkların doğru değil!” diyerek çıkmak isterken; Esma arkasından, “Geceleyin böyle konuşmuyordun ama!” diye seslenmişse de, çok sinirlenen Hakkı duymazlıktan gelerek daireyi hemen terk etmişti.

Evine giden Hakkı, Esma’nın oyununa geldiğini, bu duruma nasıl düştüğünü düşündü! Esma, içtiği şaraba ilaç mı koymuştu? Yoksa yemekte rakı içtiğinden, içki değişikliği onu sarhoş mu etmişti? Zaten bünyesi içkiye karşı pek dayanıklı değildi! İkisi de olabilirdi. Sonuçta istemedikleri olmuştu ve üzüntüsü büyüktü.

Eşi, evine, çoluk çocuğuna bağlı bir insandı. İyi ve kötü günleri olmuş, birlikte aşmışlardı. Bu olaydan haberi olursa çok üzülür, belki de boşanmaya kalkardı. Kendi ailesi de onun yanında olmazdı. Hele annesi, duyarsa gelininin yanında yer alır, onu da itten rezil ederdi. Açıklayıp, açıklamamayı düşündü. Belki de olayı kafasında büyütüyordu. Esma, geçmişteki duygularının etkisi altında kalmış olabilirdi! Kendisinin bir anlık zaafı bu sonucu getirmişti. Ne yapacağını bilmiyordu. En iyisi işi oluruna bırakmak, gelişmelere bakmak ve ona göre davranmaktı.

Hakkı, o geceden sonra kendisini sık sık telefonla arayan Esma’ya yüz vermemiş, odasına gelmek istediğinde de kesin tavır koyarak, “gelme” demişti.

Aradan üç ay geçmişti. Bir gün adliye koridorunda karşılaştıklarında Esma, “görüşmemiz lazım” diyerek emrivaki yapıp, Hakkı’nın odasına girmişti. İlle de konuşmak istiyor; Hakkı, “her şeyin bittiğini, o geceki olayın bir zaaf anı olduğunu, kendisini rahat bırakmasını” söylüyor; Esma ise, “sana ihtiyacım var” diye yalvarıyordu. Hakkı, “lütfen git, beni bir daha arama ve odama da gelme,” diyor; sinirlenen Esma, çantasından çıkardığı fotoğrafları gösterdikten sonra masaya atarak, “Elimde o gece birlikte olduğumuza dair fotoğrafların var. Senden bir dosyada müvekkilim olan sanıklar lehine esas hakkında görüş bildirmeni istiyorum. O dosya, Karayılmazlar Çetesi ile ilgili. Çok zor durumdayım. Çete beni tehdit ediyor ve öldüreceklerini söylüyor. Heyetten iki hâkim ayarlandı. Sana da istediğin parayı veririz. Her şey senin mütalaana bağlı. Bunu bir şantaj olarak anlama. Arkadaşlığımız hatırına bunu yapmanı rica ediyorum.” deyince; Hakkı, “Sen ne diyorsun ya! Mesleğimi kötüye kullanmamı mı istiyorsun? Beni de kendin gibi vicdansız mı sandın, hadi yoluna git!” demiş ve kapıyı göstermişti. Esma, “Bunu sen istedin, fotoğrafları eşine ve Hâkimler ve Savcılar Kuruluna (HSK) göndereceğim, hesabını onlara verirsin!” diyerek, kapıyı çarpıp çıkmıştı.

Esma çıktıktan sonra, masasına attığı fotoğraflara bakan Hakkı, bunların birlikte oldukları geceye ait olduğunu görmüştü. Nasıl çekilmişti? Kim çekmişti? Gizli kamera mı vardı, farkında olmamıştı. Ancak ne olursa olsun; o, satılık olmadığı gibi tehdit ve ve şantajlara boyun eğecek ve görevini kötüye kullanacak bir savcı değildi?

Bir hafta sonraki duruşmada iddia makamındaki yerini alan Hakkı, esas hakkındaki görüşünde Karayılmaz Çetesi lideri ve çete üyeleri hakkında mahkûmiyet kararı verilmesini istemiş, sanıklar ve vekilinin esas hakkındaki savunmalarını alan mahkeme heyeti de yaptığı müzakereden sonra aynı doğrultuda karar vermişti.

Duruşmadan çıkarken Esma, “görürsün sen” der gibi yüzüne ters ters bakarak başını sallamış ve duruşma salonundan çıkmıştı.

Hakkı’nın vicdanı rahattı. Esma, isterse onu şikâyet edebilirdi. O, görevini yapmıştı. Eşine ve ailesine özel hayatının hesabını, HSK’ya savunmasını verir; ceremelerine de katlanırdı.  Üzüntüsü, Esma’nın onu kullanmak istemesi, belki de aldığı diğer davalarda, bilgisi dışında  kullanmasıydı.

*           *          *

Aradan iki ay geçmişti. Televizyondan haberleri dinliyordu. Spiker, “Bursa civarında bir otomobilin bariyerlere çarparak kaza yaptığını ve İzmir Barosu avukatlarından Esma Çilingir’in öldüğünü” söylemişti. Sarsıldı. Birden, aklına eski anıları geldi. Esma’ya yazık mı olmuştu, yoksa su testisi su yolunda mı kırılmıştı? Bir insan, bu kadar değişemezdi. “Hırs, demek ki insanın aklını başından alabiliyor, kimi değerleri alt üst ediyor!” diye düşündü. Sonra aklına, olayın kaza mı, yoksa kaza süsü verilmiş cinayet mi olduğu geldi? Şüpheleri vardı.

Sonra birden fotoğrafları anımsadı. Fotoğraflara ne olmuştu? Esma, fotoğrafları eşine ve HSK’ya göndermiş miydi? Yoksa bir yere mi saklamıştı? Her şey olabilirdi. En iyisi bekleyip görmekti!

Dört ay sonra soruşturmayı yürüten meslektaşını arayıp sonucunu sorduğunda, “Olay kaza, hiçbir kuşkumuz yok, süratli gidiyormuş, araçta herhangi bir bozukluk yok, kamera kayıtlarını inceledik, takip ve sıkıştırma yok, kontrolü kaybedip, bariyerlere çarpmış, cinayet değil” cevabını almıştı.

*           *          *

Esma’nın sözünü ettiği fotoğraflar, daha sonraki yıllarda da ortaya çıkmadı. Hakkı’nın bir zaaf anında yaptığı bu hata, kendisine bir anı ve ilişkilerinde daha dikkatli olması gerektiği yolunda bir ders olarak kaldı.

———+———

Güzel Sözler

Asla geçmişte yaşama ama her zaman geçmişten ders al. Mevlana

Ders alınmazsa, her hata bir sonraki hatanın virüsü olur. Sadi Şirazi

Umut, insanı uyandıran bir rüyadır. Aristotales

En mükemmel adalet, vicdandır. Victor Hugo

 

 

KÖŞE YAZARLARI
PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -
Hava durumu
-
-
-
Nem Oranı: -
Basınç: -
Rüzgar Hızı: -
Rüzgar Yönü: -
Hava durumu
İMSAK-
GÜNEŞ-
ÖĞLE-
İKİNDİ-
AKŞAM-
YATSI-

© Telif Hakkı 2020, Format Haber Tüm Hakları Saklıdır

Sperrmüll Berlin

İzmir escort bayanBursa escort bayanAnkara escort bayanAntalya escort bayanEskişehir escort bayanKonya escort bayanKayseri escort bayanİzmit escort bayanAlanya escort bayanKocaeli escort bayanKuşadası escort bayanGaziantep escort bayanMalatya escort bayanDiyarbakır escort bayanDenizli escort bayanSamsun escort bayanAdana escort bayanBodrum escort bayanescort service berlinabu dhabi escortsporno izleseks hikayelerisex hikayeleriFacebook link kısaltmak