Format Haber

SEDAT PEKER VE HUKUK

SEDAT PEKER VE HUKUK
Ali Suat Ertosun( suatertosun@yahoo.com )
12 Haziran 2021 - 22:41

Geçmişte Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ve HSYK üyeliği görevlerini yaptığım sırada, bazı stratejik uygulama ve önemli kararlara  imza atmam nedeniyle terör ve çıkar amaçlı suç örgütlerinin hedefinde bulunduğumdan, bir kısım arkadaşlarım ve beni tanıyanlar, son günlerin güncel konusu olan Sedat Peker’in açıklamaları ile ilgili olarak, “Bunların sonucu nereye varır, ne olur?” diye soruyorlar. Ben de dilim döndüğünce onlara, bugün yaşananlar ile geçmişte yaşananlar arasında bağlantılar kurmak suretiyle düşüncelerimi aktarıyorum.

*           *          *

Ülkemizde 1990’lı yıllardan bu yana organize suç örgütü liderleri, gizli veya açık, bazen de medya üzerinden atışmakta, birbirlerini karşılıklı suçlamakta ve çatışmaktadırlar. Yaşları uygun olanlar hatırlarlar; o yıllarda Alaattin Çakıcı yurt dışından, sonradan öldürülen Tevfik Ağansoy ve bazı organize suç örgütü mensupları yurt içinden konuşuyor, bunlara zaman zaman bazı Devlet görevlileri ve eski istihbaratçılar da karışıyordu. O zaman da bu ilişkiler, dizi izler gibi takip ediliyordu. 1995 yılında, Alaattin Çakıcı’nın boşandığı eşi Uğur Kılıç öldürülmüş; 1996 yılında, Susurluk kazası olmuş; halkımız 1997’de sürekli aydınlık için lambalarını kapayarak bir dakika karanlık eylemleri yapmış; bir kısım siyasetçilerimiz de, “glu glu dansı yapıyorlar” diyerek bu eylemleri küçümseyip dalga geçmişlerdi. Bugünlerde yaşadıklarımız, 1990’lı yılları anımsatıyor. Aslına bakarsanız organize suç örgütü lider ve mensuplarının çatışmaları, daha önceki yıllarda da olmuş, 1990’larda su yüzüne çıkmıştır. Bu çatışma ve suçlamalar, yoğunluğu azalarak daha sonra da devam etmiş, günümüzde değişik kişi adları ve konuları ile tekrar gündemimize oturmuştur.

Organize suç örgütlerinin amacı, para ve çıkardır. Bunun için 1999 yılında çıkarılan Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu, daha sonra yürürlükten kaldırılmıştır. 1990’lı yılların sonları ve 2000’li yılların başlarında bu örgütlerle mücadele edilmiş, çok sayıda soruşturma ve devamında davalar açılmıştır. Hatırlarsanız o yıllarda Okyanus, Balina, Kelebek, Beyaz Enerji… adları konulan, ucu bakanlara kadar uzanan soruşturmalar yapılmış, organize suç örgütlerinin liderleri tutuklanmış, bu kişiler çatışmalarını cezaevlerinde de sürdürmüş ve kanlı hesaplaşmalar olmuştur. 1999 yılında kurulan Bülent Ecevit’in Başbakanlığını yaptığı DSP, ANAP ve MHP Koalisyon Hükûmeti döneminde, bu örgütlerin üzerlerine gidilmiş, açılan davaların çoğu mahkûmiyet kararlarıyla sonuçlanmış; özetle organize suç örgütlerinin lider ve mensupları cezaevlerine alınmıştır. Terörle Mücadele ve Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunlarının öngördüğü bir ve üç kişilik oda sistemine uygun F Tipi Cezaevleri, sadece terör hükümlü ve tutukluları için değil, organize suç örgütleri mensubu hükümlü ve tutukluları için de yapılmıştır. Bu cezaevlerinin yapılmasıyla, terörle birlikte mafya olarak adlandırdığımız çıkar amaçlı suç örgütlerinin de cezaevi ayağı kesilmiştir.

Sedat Peker’in açıklamalarında sözünü ettiği olaylar ve yaptığı suçlamalarla ilgili suç duyurularında bulunulduğu, açılan soruşturmaların sürdürüldüğü, basına yansıyan bilgilerden adı geçen hakkında yakalama kararı ve kırmızı bülten çıkarılmasından anlaşılmaktadır. Burada sorun, açılan soruşturmalardan sonuç alınıp alın(a)mayacağı, nasıl bir seyir izleyeceği, kimleri ne oranda etkileyeceği, nerelere kadar uzanacağı ve kamu vicdanını rahatlatacak bir sonuca ulaşıp ulaş(a)mayacağıdır? Bana sorarsanız şunları derim: Meslek yaşantım ve özellikle HSYK üyeliğim bana şunu öğretti; bizim gibi evrensel değerler yanında kural ve kurumlarıyla hukuk devletinin tam oluşmadığı; bağımsız, tarafsız, etkin ve güven duyulan bir yargı sisteminin var olmadığı ülkelerde, siyasi iktidarlar istemediği müddetçe, bu tür soruşturmalardan sonuç alın(a)maz; İtalya’da soruşturma başlatan ve sürdüren Di-Pietro gibi savcılar çık(a)maz ve temiz eller operasyonları yapıl(a)maz. Halka hesap vermekten kaçınan siyasi iktidarlar, ucu kendilerine dokunacak soruşturmalara izin vermez. Çünkü bu soruşturma ve davalar çok girifttir. Devlet-siyaset-mafya üçgeninin yer aldığı, bazı yargı mensuplarının içinde bulunduğu bu soruşturma ve davaların bağımsız ve tarafsız Cumhuriyet savcılarınca yürütülmesi, açılan davalara da aynı şekilde bağımsız ve tarafsız hâkimlerin bakması gerekir. Türkiye’de yargı, bağımsız ve tarafsızdır diyemeyiz. HSK siyasi iktidarın kontrolündedir. Adli zabıtamız yoktur. Soruşturmalar İçişleri Bakanlığına bağlı emniyet ve jandarma teşkilatları tarafından yürütülmektedir. Dolayısıyla soruşturmalarda İçişleri Bakanlığı, hâkim ve etkin pozisyondadır. Bu soruşturmalarda en yetkin Cumhuriyet savcılarımızın görevlendirilmesi gerekir. Maalesef geçmiş yıllarda FETÖ’cü hâkim ve savcılar yanında, organize suç örgütleri ile ilgili soruşturma ve davalara bakan, bu konuda yetişmiş savcı ve hâkimler de, ‘siyasi iktidara yakın değil, muhalif görüşlere sahip diye’ tasfiye edilmiştir. 1990’lı yıllarda bu tür soruşturmalar için, içlerinde maliye müfettişi ve hesap uzmanları (Hazine ve Maliye Müfettişleri) ile diğer denetim personelinin de yer aldığı ekipler kurulmuştu. Dikkatinizi çekerim; teftiş (denetleme) kurulları, bizde bağımsız değil; Cumhurbaşkanı, bakan ve bakanlıklara bağlıdır. Etkili bir denetim ve sonuç alınabilecek soruşturmaların yapılması isteniyorsa, bunların işlerine karışılmaması gerekir.

Özetleyecek olursak, siyasi iktidar isterse, bu soruşturmalar yapılır ve onun istediği oranda sonuç da alınır.

Burada üzerinde duracağımız diğer bir husus da, bir kısım basınımızın hal-i pür-melalidir. Bazı gazetecilerimiz maalesef organize suç örgütü mensuplarıyla iç içedir ve onlardan beslenmektedir. Burada basına da büyük görev ve sorumluluk düşmektedir.        

Sedat Peker, Türkiye’ye getirilebilir mi diye soranlara da yanıtım şudur: Bu Türkiye’nin gücüne bağlıdır. Sedat Peker ABD, Almanya, Rusya, Birleşik Krallık gibi bir ülkenin vatandaşı ve organize suç örgütü lideri olsaydı, o ülke ve bakanları hakkında böyle konuşabilir miydi? Bana göre konuşamazdı ve konuşturmazlardı. Kaybolan, Devletimizin meşru otoritesidir. Ülkemiz, tüm gücünü kullanmalı, çıkarılan yakalama kararı ve kırmızı bültenin gereğinin yapılmasını istemeli, yapılmıyorsa yaptırmalıdır. Bu noktada, geçmişte Abdullah Öcalan’ın yakalanıp paketlenerek teslim alındığı ve yargılandığı gözden uzak tutulmamalıdır.

Sözün özü: İçtiğimiz su ve soluduğumuz havaya eş değer gördüğümüz, hak ve özgürlüklerimizin güvencesi olan hukuk, siyasetçilere bırakılamayacak kadar önemlidir. Onun için sorun ertelenmemeli, halk adalet konusunda talepkâr olmalı ve temiz toplum istemeli; Cumhuriyet savcıları ve hâkimler, siyasetin telkin ve etkisinin dışında kalarak, hukuk insanı olmanın gerektirdiği biçimde cesur davranmalı; tüm Devlet organları bu konuda üzerlerine düşeni yapmalıdır. O hâlde, hemen şimdi, gecikmeden adalet!

———-+———-

Güzel Sözler

Adalet için en büyük talihsizlik, devleti idare edenlerin zalimliğidir. Hz. Ali

Toplumun gücü, bireylerinden kaynaklanır. Thomas Jefferson

Huzuru elde etmenin bedeli cesarettir. Amelia Earhart

Adaletin küçüldüğü ülkelerde, büyük olan artık suçlulardır. Anonim

KÖŞE YAZARLARI
PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -
Hava durumu
-
-
-
Nem Oranı: -
Basınç: -
Rüzgar Hızı: -
Rüzgar Yönü: -
Hava durumu
İMSAK-
GÜNEŞ-
ÖĞLE-
İKİNDİ-
AKŞAM-
YATSI-

© Telif Hakkı 2020, Format Haber Tüm Hakları Saklıdır

Sperrmüll Berlin

İzmir escort bayanBursa escort bayanAnkara escort bayanAntalya escort bayanEskişehir escort bayanKonya escort bayanKayseri escort bayanİzmit escort bayanAlanya escort bayanKocaeli escort bayanKuşadası escort bayanGaziantep escort bayanMalatya escort bayanDiyarbakır escort bayanDenizli escort bayanSamsun escort bayanAdana escort bayanBodrum escort bayanescort service berlinabu dhabi escortsporno izleseks hikayelerisex hikayeleriFacebook link kısaltmak