Gündem

30 Ağustos’ta ‘Büyük Taarruz’ un komuta kademesi nasıl belirlendi?

Büyük Taarruzun hemen öncesi, komuta düzeyinde bir toplantı yapılmaktadır.

Zafer Bayramı, 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da Mustafa Kemal’in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz’ un yıldönümü… Emperyalizme karşı Yeni Türkiye’ nin doğuş ışığı; Anadolu’ daki kalıcı mührüdür.

Alparslan gibi, Mustafa Kemal de Anadolu’ yu Türk Yurdu olarak tescillemiştir.

Bu mücadeleler tarihin kavşak noktalarından biridir.

Büyük Taarruz öncesi…

Lütfen şu durumu iyi okuyun,

Komuta kademesi hâlâ saldırıdan emin değil, çünkü askerin iaşe, lojistik, silah-mühimmat gibi eksiklikleri var. Hatta Milli Savunma Bakanı’na göre ‘günün birinde’ herhangi bir harekât emri verilecek olsa; ordunun yürümek için pabucu yoktur; silah kayışı yoktur.

(Harekât emri sadece Mustafa Kemal’e ait; o günlerde asker hazırlıkları sürdürüyorken Savunma Bakanının dahi taarruz takviminden haberi yoktur.)

Yakınlarda vergi toplamak da imkânsızdır.

Maliye Vekiline göre kasada on para kalmamıştır. Milli Savunma Vekili de, böyle bir taarruz için hemen hiç olmazsa altı yüz bin lira lazım olduğunu söylemiştir.

Ödenek sıkıntıları bir yana, üstelik Millet Meclisi’ nde de aykırı sesler yükselmektedir. Çünkü kimileri halihazırdaki savaş donanımı açısından bakıldığında ordunun çok ileriye yürüyeceğine inanmamaktadır.

Ordunun yüksek kademelerinde fısıltılar dolaşır. Nitekim Kolordu Komutanı Kemalettin Sami Paşa şöyle der:

-Bizim geri teşkilatımız düşmanı yirmi kilometreden fazla kovalayamaz.

Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, Kemalettin Sami Paşa’ ya döner.

-Bizim geri teşkilatımız düşmanı yirmi kilometreden fazla kovalayamaz mı?

-Hayır Paşam!

-Demek düşmanı yirmi kilometre içinde yok etmek zorundayız!

Mustafa Kemal’in şu imanına, inancına bakar mısınız.

Ama savaşın Komuta kademesinin belirlenmesinde başka sıkıntılar vardır.

Şimdi Türk Milleti’ nin var olma savaşımının en önemli kararlarının alındığı o an’a, Büyük Taarruz’ un hazırlık sürecindeki son aşamaya tanıklık edelim:

Savaşın komuta kademesinin belirlendiği o geceye gidiyoruz…

Falih Rıfkı Atay, Çankaya kitabında yazıyor;

Komuta düzeyinde bir toplantı yapılmaktadır.

Yunan’ı püskürtme harekâtına başlanacaktır. Bütün stratejik kararların eşgüdümlü sürdürülmesinde Mustafa Kemal yetkili kılınmıştır. Gazi bu yetkiyi alırken Yeni Türkiye’ nin demokratik temayüllerinin temelini attığının da farkındadır. Meclis’de birçok muhalifle siyasi süreci yönetirken, Askerî kanattan da ciddi sorunlarla karşı karşıyadır.

Ama taarruz vakti gelmiştir…

Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak saldırı planını açıklar. Anadolu’ nun kurtuluş mücadelesi bu plana bağlıdır; tüm kaynaklar bu taarruza seferber edilmiştir; kesin bir sonuç alınmalıdır ve daha fazla beklenilmeye tahammül yoktur.

Bunu duyan Yakup Şevki Paşa, milletin varını-yoğunu zar gibi atmanın tarihçe cinayet sayılacağını söyler.

İsmet Paşa da saldırıya karşıdır.

Mustafa Kemal,

-Milletin varı-yoğu bundan mı ibarettir Paşam, der.

-Evet.

-O halde kesin sonucu bununla almak zorundayız.

Gazi’ nin şakası yoktur!

İkinci Ordu komutanı Ali İhsan Paşa, cephe komutanına karşı entrikacı davranışlarından ve ordu içinde bölücülük yaptığından dolayı geri alınmıştı; 2. Orduya teklif Ali Fuat Paşa’ya gider ama o da, ‘’ben cephe komutanlığı yaptım’’ diyerek komuta kademesinde yer almayı reddeder.

Bu sefer Refet Paşa’ya komutanlık teklif edilir; aralarında şöyle bir konuşma geçer:

-Önemli bir şey mi olacak?

-Evet olacak.

-(Taarruz) Olacağı zaman düşünürüm!

Yani Refet Paşa da Taarruza inanmamaktadır. Bu lakaytlık üzerine Ordu Kumandanlığı Nureddin Paşa’ya verilir.

Bir değil iki değil; Kolordular belirlenirken durum limonileşince, Mustafa Kemal ile Fevzi Çakmak aralarında anlaşarak bir oyun eder;

Toplantıda Genelkurmay başkanı Mareşal Fevzi Paşa,

-Madem ki Ordunun bana güveni yok, ben çekiliyorum, diye istifasını verir.

Mustafa Kemal de,

-Genelkurmay Başkanı çekildiğine göre kendisinin de komutanlık görevinde kalamayacağını söyler.

İsmet Paşa hemen araya girer;

-Efendim bize fikrimizi sordunuz, söyledik. Yoksa hepimiz emrinizdeyiz, ne yolda isterseniz öyle hareket ederiz, der.

Şimdi Büyük Taarruz öncesinin Komuta Kademesi ve karar aşamasının en önemli dönemecine geldik.

Gazi Mustafa Kemal, Ankara’dan hareket edeceği günün akşamı Keçiören’ de yakın adamları ile bir aradadır; yanındakilere:

-Taarruz haberini alınca hesap ediniz. On beşinci gün İzmir’deyiz demişti. (Falih Rıfkı Atay, Çankaya; İstanbul-1969; sayfa-309)

Düşünün daha saldırı başlamamış; hatta öncesinde Komuta kademesindeki şekillenmelerde bazı tereddütler var; Meclis bir yandan bastırıyor, İstanbul Hükümeti Ankara yönetiminin itibarını gözden düşürmek için yabancılarla işbirliği içinde; Anadolu’ da fakirlik, salgın hastalıklar yanında isyanlar ve asker kaçaklarıyla uğraşılıyor. İlaç yok, mahsul yok, at-araba yok. Merkezi bütçe sınırlı; askeri malzeme, işte top-tüfektir, tayın, mermi, ilaç yok…

Ve bu durumda bile, hatta savaşın gidişatı konusunda meydanlarda herhangi bir üstünlük mücadelesi henüz netleşmemişken; Mustafa Kemal Atatürk, İzmir’e ‘varış gününü’ veriyor…

Müthiş değil mi!…

Bundan sonradır ki, 26 Ağustos’ta başlayan, ‘Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir, İleri!’ emri üzerine akıncılar o kadar hızlı saldırıyor ki; asker o kadar cesur, Türk Halkı o kadar bağımsızlık ateşiyle savaşıyor ki; Gazi’ yi haklı çıkarıyor;

Hatta söylediği takvimden bir gün öncesinde Türk Askeri İzmir’e giriyor.

Bir bu sonuca bir de, Büyük Taarruz öncesindeki siyasi, askeri ve hatta ekonomik sıkıntılara bakın; bakın ve sonra Mustafa Kemal Paşa’ nın aziz hatırasını yad edin…

Geldik günümüz 30 Ağustoslarına…

Bu bayram, bayram gibi kutlanmalıdır. Çünkü;

Hangi dünya görüşünden ya da hangi siyasi fikirden olursa-olsun; milli ya da manevi aidiyetimize yönelik, sadakat, onur, güven gibi toplum içinde ortak duygu ve kavramların bizi daha da yakınlaştırması için bir fırsattır.

O yüzden ülkemizin kurucu değerlerine ilişkin güvenimizi ve geleceğimize ilişkin ortak ülkülerimizi yenilemek adına, daha da güçlü bir şekilde Milli Mücadele ve Zafer tadıyla yoğrulan bir tarih inancını şiar edinmeliyiz.

Unutmayalım ki Alparslan’da ki aynı bağımsızlık ruhu, Büyük Taarruz sonunda İzmir’de karşılandığı o gün, Mustafa kemal ‘de de parlamıştı…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı