Format Haber

BİR ENSAR HİKÂYESİ

BİR ENSAR HİKÂYESİ
Ali Suat Ertosun( suatertosun@yahoo.com )
06 Ocak 2021 - 18:31

2019 yılının sonlarından itibaren 2020 yılında gündemimizin baş köşelerinden birini oluşturan COVİD-19 pandemi sürecinde, beni en çok üzen konulardan birisi çocuklarımızın eğitim ve öğretimlerinin aksaması, okullarına gidememeleridir.

Bu eksiklik uzaktan eğitim yoluyla giderilmeye çalışılsa da, görebildiğim ve anlayabildiğim kadarıyla yüz yüze örgün eğitimin verdiklerini karşılayacak düzeyde değildir.

Bunu kendimden biliyorum. İlkokulda okurken, çok zayıf, narin ve sık hastalanan bir çocuktum. Okula gidemediğim zamanlar olurdu. Arkadaşlarımdan ödevleri alır, defterlerini ister, eksiklerimi gidermeye çalışırdım. Ancak ne yaparsam yapayım, aradaki farkı kapatmam zaman alırdı.

O zamanki öğretmenlerimizi unutmam mümkün değil. Sınıf arkadaşlarımızdan, okula gelemeyenler hakkında bilgi alır, aynı mahallede oturanları evlerine gönderir, bazen de kendileri uğrardı. Hepsi öldü. Allah’ın rahmeti üzerilerine olsun.

Eğitim ve öğretimin önemini anlatacak değilim. Bilgiye ulaşmanın ve fikir sahibi olmanın yolu, hurafelerden arındırılmış laik ve sorgulayıcı eğitim. Bir insanın gerçek potansiyelinin ortaya çıkması ve diğer insanların ona güven duymaları için eğitim ve öğretim olmazsa olmaz bir koşul. Bunların değerini hepimiz biliyoruz ve kabul ediyoruz. Kendi yaşadıklarımızı çocuklarımızın yaşamaması, toplumumuza ve insanlığa yararlı olmaları için her türlü özveriyi gösteriyoruz.

Peki çocuklarımızın eğitim durumu arzuladığımız seviyede mi? Değil. OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) tarafından yapılan PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) 2018 sonuçlarına göre 79 ülke arasında matematikte 42, fende 39, okuduğunu anlamada 40. sırada. Puanlarımız da OECD ülkeleri ortalamasının gerisinde.(1)

O hâlde çocuklarımızın arzuladığımız eğitim ve öğretimi almaları için gerekeni yapıyor muyuz? Bütçemizden en büyük payı ayırdığımız Milli Eğitim Bakanlığı istediğimiz seviyede mi? Eğitim, akıl ve bilimi önceleyerek, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak ve onun üstüne çıkarmak  için mi; yoksa, kurucu değerlerimizden de uzaklaşılmak suretiyle, kimi siyasal beklentilerin gerçekleştirilmesi için mi kullanılıyor?

Bu konuda bir örnek olarak, yaklaşık iki yıldır, oğlu ortaokul öğrencisi olan bir avukat arkadaşımla birlikte uğraştığımız, Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü ile Ensar Vakfı arasında imzalanan 16/03/2017 tarihli, ‘Değerler Eğitimi Kapsamında Sosyal ve Kültürel Faaliyetler Yapılmasına Dair İşbirliği Protokolü’nün bir örneğini alamamamızın (verilmemesinin) gerçek hikâyesini anlatmak istiyorum.

Din Öğretimi Genel Müdürlüğü 05/02/2019 tarihinden bu yana yazdığımız dilekçelere cevap vermezken, dava açmamızdan sonra verdiği savunmada, “… davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü Genel Müdürlüğümüzün işi yokuşa sürüp dava açılmasını engellemek olduğu iddiası gerçeği yansıtmamaktadır. Tüm dünyada olduğu gibi Ülkemizi de Mart 2020 itibarı ile etkisi altına alan COVİD 19 pandemi süreci diğer bütün kurum ve kuruluşları olduğu gibi Genel Müdürlüğümüz çalışmalarını da olumsuz etkilemiştir. Bu dönemde bazı çalışanlarımız hastalığa yakalanırken bazı çalışanlarımızın da yakınları hastalanmış hatta vefat etmiştir. Pandemi döneminde dönüşümlü veya esnek çalışma sürecinin de göz önüne alınarak yapılan yazışmaların zaman aldığı cevap vermede aksamaların olabileceği de malumlarınızdır.” demiştir.

Lütfen dikkat edin. Milli Eğitim Bakanlığının işlevsel açıdan en önemli genel müdürlüklerinden biri, 2019 yılı Şubat ayından beri dilekçelere cevap vermiyor! İster inanın, ister inanmayın! Nedenini de Mart-2020’de Ülkemizi etkisi altına alan COVİD-19 pandemi sürecine bağlıyor! Sorumluluğunu bilen bir kamu idaresi bunu yapar mı demeyin?

İstenilen bir Protokol örneğini vermek veya nedenlerini belirterek vermemek bu kadar mı zor? Evet zor! Amaç, demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan tarafsızlık, hesap verebilirlik ve açıklık ilkelerine uymak olmayınca; hele hele Protokol’ün taraflarından biri siyasi iktidara yakın Ensar Vakfı olunca gerçekten zor!

Güdülen amaç, zamana oynamak, işi yokuşa sürmek, kişileri bıktırıp usandırmak ve takip etmekten vazgeçirmek. İşin özü, eğitimi, dolayısıyla geleceğimiz olan çocuklarımızı yakından ilgilendiren bir Protokolü, yasal ve haklı hiçbir nedeni yok iken, vermemek için direnç göstermek.

Çünkü, daha önceden dini vakıf ve derneklerin Milli Eğitim Bakanlığı ile yaptıkları protokollerin iptali için açılan (bazılarını avukat arkadaşımızın açtığı) davalarda; yürütmeyi durdurma kararları verildiğini bildiklerinden, yeni davalar açılmasını istemiyorlar.

Mazerete bakar mısınız? 10-15 satırlık, bilemediniz bir sayfalık yazı için COVİD-19 pandemi süreci bahane ediliyor? “Biz, Ensar Vakfı ile imzalanan Protokol’ü vermek istemiyoruz!” diyemiyorlar.

Aklıma, Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nın en karanlık günlerinde, ordumuzun Kütahya-Eskişehir hattından Ankara’ya doğru çekildiği 15-21 Temmuz 1921 tarihleri arasında Maarif (Eğitim) Kongresini toplaması ve eğitim aksamasın diye Meclis’te alınan bir kararla öğretmenlerin askerlik yükümlülüklerinin ertelenmesi geldi. Kurtuluş Savaşı’nda Maarif Kongresi toplanırken, günümüzde COVİD-19 pandemisi mazeret gösterilerek dilekçelere iki yıldır cevap verilmiyor!!!

Şimdi tekrar düşünelim… Milli Eğitim Bakanlığı kimlerin elinde? Ensar Vakfı ile yapılan Protokol, devlet sırrı gibi saklanıyor. Saklanan sadece bu Protokol mü? Elbette değil. Bunun gibi Milli Eğitim Bakanlığının ilgili genel müdürlükleri ve verilen yetki çerçevesinde il milli eğitim müdürlüklerinin imzaladığı yüzlerce protokol var. Bu konuda muhalefet partilerine mensup milletvekillerince verilen soru önergelerini maalesef yanıtsız bırakıyorlar.

Milli Eğitimimizin hâli işte bu. Eğitim dini vakıf ve cemaatlere devredilmiş durumda. Geleceğimiz ipotek altında. Aşı geliyor. COVİD-19 pandemisi bir şekilde bitecek. Fakat Milli Eğitim Bakanlığını ve Devletimizin diğer bakanlık, kurum ve kuruluşlarını ele geçiren bu zihniyet ne olacak?

Aklıma Leonard Cohen’in, ‘Everybody Knows’ (Herkes Biliyor) isimli şarkısındaki sözleri geliyor:

Herkes biliyor, geminin su aldığını,

Herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini,

Herkes biliyor, zarların hileli olduğunu, …

Dileğim; pandeminin bitmesini beklemeden bazı ülkelerin yaptığı gibi her türlü tedbiri alarak, çocuklarımızı okullarına başlatmak suretiyle aradaki eğitim ve öğretim açığını hızla kapatmak.

Sözün Özü: Unutmayalım; demokrasinin en büyük düşmanı gizliliktir. Protokol’ün verilmemesiyle amaçlanan, hukukun önünün kesilmesi ve işlevsiz bırakılmasıdır. Bir daha düşünelim. Bu zihniyet hukuk reformu yapacağız diyor! Yapabilirler mi? Geçiniz efendim… Daha çok beklersiniz….

1) https://www.sozcu.com.tr/2019/egitim/pisada-ilk-sonuclar-5486561/

———-+———-

Güzel Sözler

Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı yüksek bir topluluk hâlinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder. Mustafa Kemal Atatürk

En çok hürriyet nerede ise, en çok eğitim oradadır. M. Audemars

Eğitimin asıl büyük amacı, bilgilenmek değil, eyleme geçmektir. Herbert Spencer

Dünyayı değiştirmek için kullanabileceğiniz en güçlü silah eğitimdir. Nelson Mandela

 

KÖŞE YAZARLARI
PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -
Hava durumu
-
-
-
Nem Oranı: -
Basınç: -
Rüzgar Hızı: -
Rüzgar Yönü: -
Hava durumu
İMSAK-
GÜNEŞ-
ÖĞLE-
İKİNDİ-
AKŞAM-
YATSI-

© Telif Hakkı 2020, Format Haber Tüm Hakları Saklıdır