DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

BİR İNSAN BİR VALİ REFİK ARSLAN ÖZTÜRK

Yayınlanma Tarihi : Güncelleme Tarihi : Google News
BİR İNSAN BİR VALİ REFİK ARSLAN ÖZTÜRK

Eski Manisa Valisi Refik Arslan Öztürk’ün vefat ettiği haberini, geçmişte onunla çalışan Denizli Vali Yardımcısı Ekrem Aylanç verince, bir an sarsıldım.

Uzunca zamandır hasta olduğunu ve kanser tedavisi gördüğünü biliyordum.

Sarsıntım geçince düşündüm. Bende önce insan, sonra da vali olarak iz bırakan insanlardan biriydi. Yer ve zaman ayrımı gözetmeksizin, resmî ilişkileri yanında sosyal yaşamında, ‘devlet adamı’ niteliğini daima ön planda tutmuştu.

Refik Bey’i, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü olarak görev yaptığım sırada, önemli üretim merkezlerimizden biri olan Niğde Açık Cezaevine gidiş ve gelişlerim sırasında tanımıştım. O zamanlar Niğde Valisiydi.

Niğde’de yurt dışında çalışan işçilerin kurduğu, çalışmayan bir mobilya fabrikasının üretime geçmesi için uğraşıyor, İşyurtları Kurumu bünyesine almamızı istiyordu. İnceledik. Verimli olmayacağı sonucuna vardık ve almadık. Durumu anlattığımda, “Ben Devletimizin zarar etmesini ister miyim?” diyerek makul karşıladı.

Erzincan Valiliğinden sonra 2006 yılı başlarında Manisa’ya atanınca, by-pass ameliyatı olmuştu. Telefonla, “Hem geçmiş olsun, hem de hayırlı olsun” temennisinde bulundum. O tarihlerde Yargıtay Üyesi olduğumdan ve mesai günlerinde memleketime gidemediğimden ziyaretim gecikti. Adli tatil sırasında, biraz da mahcup şekilde gecikmeli olarak ziyaretine gittim. Ben konuya girmeden, sözü Sümer Holding’in bağlı ortaklıklarından Manisa Pamuklu Mensucat A.Ş.’deki kamu hissesinin özelleştirilmesine getirdi.

O tarihlerde, davaları hâlen de süren Manisa Pamuklu Mensucat A.Ş.’nin özelleştirilmesi kamuoyunun gündemindeydi. Manisa Milletvekili Hasan Ören’in başlattığı mücadeleyi birlikte  sürdürüyorduk. Konuşmalarından Refik Bey’in konuyu bildiği ve yakından takip ettiği anlaşılıyordu.

Biz, Sümerbank’ın önemini bilen ve onunla övünen bir kuşaktan geliyorduk.

Neydi Sümerbank?

Sümerbank, toplum yaşamında çok uzak sayılamayacak bir geçmişte, 200 yıldan fazla bir süre devamlı kaybeden, küçülen, sürülen, arkadan vurulan ve tarihten yok edilmek istenen bir Milletin tüm gücünü kullanarak bir destan yaratıp Kurtuluş Savaşını kazandıktan sonra kurduğu yeni Devlet’inde, kalkınma savaşını başlatmasının bir ürünüydü.

Okumuşlarını Birinci Dünya Savaşında, özellikle Çanakkale’de kaybeden bu Millet, çok fakirdi ve hastalıklarla boğuşuyordu. Doktoru, eczacısı, öğretmeni vb. olmadığı gibi mühendisi dolayısıyla sanayisi de yoktu. Halk giyecek elbise ve ayakkabı bulamıyor, çocuklar okula nalın ile gidiyor, kefen bezi bile üretilemiyordu.

Bu Ülkenin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, kurduğu Cumhuriyet ile Türk Milletinin kaderini değiştirdi. Sanayi hamlesi başlattı. Kendi kendimize yetecek, emperyalizme yem olmayacaktık. Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlığın olamayacağını ilke edinen Atatürk, bir İktisadi Devlet Teşekkülü olan Sümerbank’ı 11 Temmuz 1933 tarihinde kurdu. Bu kuruluşa, medeniyetin kaynağı olarak Yunan Uygarlığını kabul eden Batı Emperyalizmine karşı, uygarlığın başlangıcının Mezopotamya olduğunu göstermek ve Milletimizle bağlantısını kurmak için Sümerlerden esinlenerek Sümerbank adını verdi.

Sümerbank, Ülkemizin sanayi mektebiydi (okuluydu). Sadece tekstil değil; şeker, çimento, demir çelik, kağıt-selüloz, seramik ve kimya fabrikalarımızı da kurdu. Binlerce insanımıza iş olanağı sağladı. İşçi haklarına önem verdi. Fabrikalarında sosyal yaşamı destekledi. Grevi, lokavtı ve işçi haklarını öğrendik. Tarımı destekledi. Köylümüz faydalandı. Anadolu motifleri ve çiçeklerini kullanarak kültürümüzü yaşattı. Spor kulüpleri kurdu. Kreş, sinema-tiyatro ve düğün salonları vardı. Halkımızın refah ve yaşam standartlarını yükseltti. Özel sektöre öncülük yaptı.

‘Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı’ sloganını yarattı. Okullarımızda ‘Yerli Malı Haftası’nı kutlarken onur duyduk. Geleceğe güvenle baktık. Önceleri dış borcu olmayan; daha sonraları ise, bugüne göre oldukça az borçlanan bir Ülkeydik.

Kısacası Sümerbank, Türkiye demekti.

Bünyesinde onlarca fabrika ve yüzlerce satış mağazası vardı. Sümerbank üçlü sisteme göre kurulmuştu. Üretim yapılması için gerekli tesis-makina-fabrikalar, satış mağazaları ve banka. Bunlar modern ekonominin öngördüğü vasıtalardı.

Sümerbank’ın kurulmasıyla, ‘Ulus Devlet’ olmanın gerekleri yerine getirilirken, aynı zamanda siyasi bağımsızlığımızın dayanağı olan ekonomik bağımsızlığımızın da temelleri atılmış oluyordu.

Sümerbank, Atatürk devriminde bir başlangıç ve dönüm noktasıdır. Fabrikaları devrimin eseridir ve Devletimizin ‘Ulus Devlet’ olmasıyla ilgiliydi. Siyasi ve ekonomik bağımsızlığımızın teminatıydı.

Sümer Holding’in bağlı ortaklıklarından biri de 1950’li yıllarda Devlet-Halk ortaklığı olarak kurulan Manisa Pamuklu Mensucat A.Ş. idi. Devletine güvenen çoğunlukla Manisalılar, birikimlerini ve sattıkları arazilerini bu şirkete yatırarak ortak olmuştu. Başlangıçta halk hissesi yüzde 27,50 idi. Diğerlerinde olduğu gibi MPM A.Ş.’yi, ‘devlet malı deniz yemeyen domuz!’ anlayışıyla yöneten (aslında kendi fabrikaları olsaydı tabii ki bu şekilde kötü yönetmezlerdi) politikacılar ve onların emrindeki üst düzey yöneticiler yüzünden şirket devamlı zarar ettiğinden, zaman içerisinde gerçekleştirilen sermaye artışları ile halkın hissesi onbinde bire kadar düştü.

Daha sonra, “Fabrika devamlı zarar ediyor” diyerek kamu hissesini satmaya karar verdiler ve 2005 yılında değerinin çok altında kelepir denilebilecek bir fiyatla 3.375.900 ABD Doları bedelle sattılar. Satın alan Manisalı işadamları, Manisa Ticaret ve Sanayi Odası, Manisa Borsası, Manisa Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği, Özel İdare ve Belediye’nin ortağı bir şirketti. “İstihdam yaratacağız ve 30 milyon dolar yatırım yapacağız!” diyen şirket, önce makineleri sattı, sonra da binaları yıktı. Böylece şirketin tek mal varlığı olarak, ‘kupon’ diyeceğimiz nitelikte, şehir içinde 90 dönümden fazla büyüklükte olan arsası kaldı. Bu aşamada, özelleştirmenin iptali için dava açtım. Yaptığımız şikâyet üzerine de, Manisa’ya gelerek tarafları dinleyen ve gerekli incelemeyi yapan müfettişlerin raporları üzerine, Başbakanlık Teftiş Kurulu bizi haklı bulunca, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan 05/04/2007 tarihinde, “…hisselerin doğrudan geri alınması yönünde hukukî işlemlerin derhal başlatılması için ‘Olur’…” verdi. Süreç lehimize dönmüştü. Özelleştirme Yüksek Kurulunun iptal kararı vermesini ve satılan hisselerin geri dönmesini bekliyorduk.

Beklentimiz devam ederken, Manisa’ya geldiğim 13/04/2007 Cuma günü arkadaşlarımla Dikili’ye gitmiştik. O günü unutamıyorum. Çünkü 13 Nisan benim doğum günümdür. Orada bir restoranda oturduğumuz sırada, Manisa’dan kimliğini bildirmeyen birisi gizli numaradan telefon ederek, taşınmazın satışını haber verdi. Birden telaşlandım. Özelleştirme yüksek kurulu kararını beklerken, tapu kaydındaki kısıtlayıcı şerhlere karşın taşınmaz nasıl satılırdı? Mesai bitimi çok yakındı. Hemen Refik Beyi aradım. Şirketin hissedarlarından olan Özel İdarenin başı ve mülki amir olarak teamüller gereği haberinin olması gerekirdi. Durumu sordum. “Haberim yok, araştırayım” dedi. Biraz sonra döndü. Çok kızmıştı. Mesai bittiğinden Tapu Müdürlüğünü açtırarak sormuş ve doğru olduğunu öğrenmişti. “Böyle şey olur mu? Kamuya mal olmuş bir özelleştirmedeki şikâyet süreci bitmeden nasıl satılır? Neden her şeyi gizliyorlar!” demişti.

Manisa’ya dönünce ziyaretine gittim. Kızgınlığı sürüyordu. Süreci iyi takip eden şirket, Özelleştirme Yüksek Kurulunun iptal kararı vereceğini bildiği için iptalden önce elini çabuk tutarak, haftanın son günü, mesai bitimine yakın satışı gerçekleştirmiş, taşınmazın tamamını 25.000.000 Avro bedelle Hollandalı bir şirkete satmıştı. Satıştan sonra Özelleştirme Yüksek Kurulu 01/05/2007 tarihinde satışı iptal ederek kamu hisselerinin geriye alınmasına  karar vermiş, ancak kuş kafesten uçmuştu.

Bu satıştan sonra Özelleştirme İdaresi Başkanlığına başvurmuş, onların açtığı muvazaa nedeniyle tapu iptali davasına fer’i müdahil olmuştum. Bu dava sürerken, bir ziyaretimde konu yine açılınca, “Sayın Valim, ne yapabiliriz? Sizi tanık gösterebilir miyiz?” diye sorunca, “Tabii, tabii, siz bu kadar uğraşıyorsunuz, ben de elimden geleni yapar, yaşanılan gelişmeleri anlatırım…” demişti. O gün ve daha sonraki süreçte, tanık göstermeden önce kendisine tekrar tekrar sormuş, hatta valilik görevinden alınacağını bildiğim için yaptığım öneriden pişman da olmuştum. Israrla, “gösterin” diyordu. Hatta bir keresinde, “Efendim, sizin Valiliğinizin sonu olur!” deyince, “Olsun. Bu vatan görevi. Bir günlük valilik de on yıllık valilik de bir.” cevabını vermiş, ben de tanık göstermiş, ancak nedense mahkeme tanıklarımızı dinlememiş, bu yöndeki istemlerimizi de kabul etmemişti.

Aynı zamanda usta bir karikatür sanatçısı olan rahmetli, bu olaya o kadar çok kızmıştı ki, Manisa Valiliği görevinden alınmadan önce çizdiği aşağıdaki karikatürü, ‘Arkadaşım’ olarak hitap ettiği gazeteci dostumuz Ahmet Çınar’a vermiş, o da köşesinde yayımlamıştı.

Yurdumuzun çeşitli ilçelerinde kaymakamlık; Bilecik, Niğde, Erzincan ve Manisa’da valilik yapan, görev yaptığı üç ilde ‘Yılın Valisi’ seçilen, geldiği yeri ve halkını unutmayan, kapısı herkese açık, mütevazi, nezaketli, tasarrufu ön planda tutan, örnek insan Refik Bey’i daima anımsayacağız.

Yazımı; rahmetlinin, gazeteci kardeşi Saygı Öztürk’ün 17 Kasım 2020 tarihli Sözcü gazetesindeki yazısının başlığından esinlenerek ve ağzından düşürmediği ‘arkadaşım’ sözcüğünü de kullanarak tamamlamak istiyorum; “İyi ki sizi tanımışım Refik Bey… İyi ki sizin arkadaşınızım…”. Allah’ın rahmeti üzerinize olsun…

Not : Refik Arslan Öztürk’ün çizdiği karikatürü veren Gazeteci Ahmet Çınar’a teşekkür ederim.

———-+———

 

Güzel Sözler

İnsanın en yararlısı, insana yararlı olandır. Mevlana

Aydın olmak için önce insan olmak gerekir. Cemil Meriç

Ne olurdu yani, bir sene de insanlık moda olsa. Ece Ayhan

İnsan için en yararlı şey, yine insandır. Spinoza

 

 

YORUM YAP