Köşe Yazıları

PINAR’LARIMIZ KURURKEN

Kaç defa denediysem de yazmayı beceremedim.

Kelimeler çıkmadı ki yüreğimden klavyeye dökülsün.

Göz pınarlarımız da kurudu artık, haberi duyunca ağlayamadım bile.

Bu yüzden kusuruma bakmayın öyle, savruk devrik cümlelerimin kusuruna.

Yazıldığı mevsime, güne bakın ve okuyun gitsin.

Akasyalar açarken, ibibikler öterken veya ıhlamurlar çiçeğe durduğunda yazılmadı ki bu yazı.

Pınar’larımız kururken yazılmış bir yazının kusuruna bakmayın ne olur!

Günümüzdeki üzüntülere neden olan soruları sormaya başladığımızda işin uzmanları kısaca, ‘Ekolojik Denge’ deyip ardından yaşadığımız felaketlere birçok dengenin bozulmasının sebep olduğunu, sorunu tek bir yerde aramanın yanlışlığından bahseder olmuşlardı uzun uzun.

Bu sefer ise ağzı olan, kendini söz söylemeye mecbur gören, en azından sosyal medyaya olsun şöyle okkalı bir laf da ben bırakayım derdinde olan herkes şimdi tek bir cümleye sorunu getirip dayamış durumda.

Erkek Terörü.

Ben böyle erkekliğin içine tüküreyim!

Nasıl erkeklik, nasıl bir vicdansa bu?

İnsan olmadan, erkek olunuyor mu sahiden?

Sizi rahatlatıyor mu bilmem ama ben bu vahşete erkekçe tanımlamalar yapılmasının bile sorunun önüne kocaman bir perde çekeceğini, konuyu bütün yönleriyle objektif olarak değerlendirmemizin önüne engel teşkil edeceğini düşünmekteyim.

Yani vahşice öldürülen, katledilen öğretmen, polis, asker nicelerini sanki hiç görmemişiz gibi.

Her olayda kendisine malzeme arayan, sembol kahramanlar arayan kimi örgütler şimdi de kuruyan pınarlardan yine bir fenomen yaratma derdindeler.

Siyasiler suçu birbirlerinin üstüne atma telaşındalar.

Tencere dibin kara misali.

Cemil Meriç varsın, “İzm’ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri” desin biz halen o deli gömleklerimizi çıkarmamaya kararlıyız sanki. Katil, alimallah bir dini vakıf veya yurtlarda yetişmiş biri olsaydı o deli gömlekliler protestoları nereye kadar götürürlerdi düşünebiliyor musunuz?

Katil zanlısının sosyal medya hesabı, profil fotoğrafında Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in resmi ve bir de sözü var: “En büyük savaş, cahilliğe karşı yapılan savaştır.”

Şimdi yine deli gömleklerini giyip birilerinin ortalığı bulandırmaya çıkmalarını mı bekleyeceğiz?

Bırakalım bu işleri!

Birer ay arayla iki öğrencisi; kendine emanet edilen iki canı dahi koruyamayan üniversitemizin yetkilileri ne yapıyorlar şimdi?

İki ay önce katledilen Zeynep Şenpınar için duydunuz mu hiç,bir rapor falan hazırlayıp ilin yetkililerinden yardım istediklerine dair bir bilgi olsun var mı?

Yıllarca görev yaptığım o üniversitede ben öyle akademik ve idari personel bilirim ki, birçok öğrenciye analık-babalık yapmaktalar. Kendi çocuklarının rızıklarından alıp, kendilerine emanet edilen bu öğrencilerin kayıt, yemek, barınma masraflarına katkı sağlamaktalar, nice dertleriyle hemhal olmaktalar.

Sahi hiç onlara soruldu mu, onlarla konuşulup peşpeşe gelen bu cinayetler için onların bilgi ve birikimlerinden yararlanıldı mı?

Bu çocuklar bizim! Ölen de, öldüren de bu toprakların, beraber nefes aldığımız bu coğrafyanın çocukları. Onları kim bu hale soktu ve bu hale gelmelerine kayıtsız kaldı?

Covid-19 pandemisi dolayısıyla aylardır kampüste yüzyüze eğitim yok ama akşamları Kötekli sokakları öğrenci kaynıyor. Turistik beldelerin akıl almaz fiyatlı köşelerinden paylaştıkları fotoğrafları olsun sizi bir parça dahi düşündürmedi mi? Bu bolluğun kaynağı nereden gelmekte diye aklınıza hiç kar suyu kaçmadı mı? Seçilmiş, atanmış ve bu şehrin en etkin ve en yetkin koltukları kendilerine emanet edilmiş kişileri; sahi bütün bunlar olurken siz nerelerdeydiniz?

Sonradan görme işadamı, bürokrat, akademisyen tayfasının bu öğrenciler üzerindeki kirli emellerinden, ya da üç kuruş fazla kira alayım diyerek kızlı erkekli gruplara evlerini sorumsuzca verenlerden sahi hiç mi haberiniz olmadı?

Bu cinayet de diğerleri gibi bir süreçtir ve odun atıla atıla ateş artık bacayı sarmış durumdadır. Bütün bunlar olurken de sizler kayıtsız kalmış ve uyumuşsanız da kusura bakmayın ve geç de olsa dönün evinize!

Şunu da söylemekte yarar görüyorum. Bütün bu olanlar sadece hemşerisi olmakla gurur duyduğum Muğla’nın değil bütün şehirlerin sorunu. Sanmayın şimdi Bornova’da, Beyoğlu’nda, Eskişehir veya Manisa’da durum farklı. Ama biz doğal olarak bu şehirde yaşıyoruz ve bu şehri daha çok dertleniyoruz. Elbette başka şehirlerde de Pınar’ lar var ama biz kendi kuruyan Pınar’ımızın derdindeyiz.

Boş laflarla, göstermelik açılan soruşturmalarla, ‘ah’ larla, ‘vah’ larla bu işin de üstünün örtülmemesi gerektiğine ve başta üniversitemiz olmak üzere herkesin de elini değil, bütün bedenleri ve ruhlarıyla bu bedeli ödemesi gerektiğini düşünüyor ve arzuluyoruz.

Hem de hemen; daha fazla gecikmeden, yeni Pınar’lar olsun kurumadan.

                                                                                                                                                                                Erdal ÇİL

cerdal48@gmail.com

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı