Köşe Yazıları

SAYIŞTAY RAPORLARI SONRASI

Sayıştay raporları bir sonuçtur... Aksi halde raporlar akar, biz öylece bakarız!

Sayıştay görevini yapıyor!

Yapıyor da ne oluyor?

Vatandaşın bilgisine sunulan bir sürü tespit.

Vatandaş ne yapsın bunca bilgiyi, bunca değerlendirmeyi?

Okuyup okuyup: “Vay be! Bizim üniversite dediğimiz bilim yuvalarında ne filmler çevrilmiş, devlet dediğimiz kurumlarda kimler neleri götürmüş” deyip dövünmeleri için mi yayınlanıyor bu raporlar?

Tabii ki Hayır!

Bu kurumlara dair bütün bilgiler, Sayıştay tespitleri zaten ilgili üst birimlere, gereği için yazılıp, gönderilmekte. Yani üniversitelerle ilgili tespitler Yüksek Öğretim Kurumuna, Belediyelerle ilgili olanlar İçişleri Bakanlığına vs vs.

Benim asıl dikkatinizi çekmek istediğim de tam burası!

Pekiyi sonrası ne oluyor?

İşte bu raporların vatandaşın bilgisine sunulmasının nedeni, vatandaşın bu sürece dâhil olup, ilgili üst kurumlar vasıtasıyla, vatandaşlık görevini yapıp, süreci yakından takip etmeleri ve hukuki dinamikleri zinde tutabilmeleri.

Nasıl mı?

Sorarak, takip ederek, göz yumanlara göz yummayarak!

Sayıştay yazmış: “Geçen yılki raporda belirtmemize rağmen idare tarafından herhangi bir işlem tesis edilmemiştir.”

O zaman hiç olmazsa seçim zamanı bile hatırımız sorulduğunda cevap olarak bunları söyleyecek, bunlarla ilgili devletlilerinin neler yaptığını, ellerindeki gücü nerelerde kullandıklarını soracağız.

Sonuç alır mıyız?

Almasak bile biz seferden sorumlu değil miyiz?

Zafer de sadece bunun için çıkılan seferlere bağlı değil mi?

Kaplumbağa kadar da mı istikametimiz, kararlılığımız olmasın?

Gerçi tarih hiçbir zaman organize olmamış yığınların, organize olmuş küçücük gruplara karşı bir zaferini henüz yazmadı. Ama olsun! Dediğim gibi biz seferden sorumluyuz.

Sayıştay raporlarının önümüze serdiği en önemli tespit, ortaya çıkarılan bütün suçlar, kamuya musallat olmuş, organize suç örgütlerinin varlığına işaret etmektedir ve bu usulsüzlüklerin, yolsuzlukların birçoğunun temelinde hep kamuya dadanmış organize suç örgütlerinin parmağı bulunmaktadır.

Yani iyi niyetle bütün işi kamunun menfaatini korumak olan bir kamu görevlisinin bir anlık gafletinden, ihmalinden, kusurundan kaynaklanan suçlar değildir bunların birçoğu. Öyle görüntülere rastlansa bile sonucuna bakıp, bu ihmal ve kusur toplamda kime yaramış diye sorguladığımızda bizi hep organize suç örgütlerine çıkarmaktadır.

Sayıştay raporları sonrası yapılan idari yargılamalarda üzerine suç isnat edilip, zimmet çıkarılan ve mağdur edilen bazıları ise sırtlarını böyle suç örgütlerine dayamayanlardır. İyi niyetli bile olsa bazı idare ve idareciler, raporların gereğini yapıp soruşturmalar açsalar bile güçleri ancak bu tür zayıflara yetebilmekte, diğer organize güçlerin yanına bile yanaşamamaktadırlar.

Bu örgütlerle mücadele ancak devletin gücü dâhilindedir ve sorumluluğu da yine devletin asli görevleri arasındadır.

İktidarların ömürleri sınırlı, suç örgütlerinin ömürleri ise neredeyse tarihimiz kadar uzun. Bu yüzden 15 Temmuz’un ete kemiğe büründürülerek devletin bekasına dair dersler çıkartılmaksa maksat, öncelikle bu suç örgütlerinin yaşamasına zemin sağlayan her süreç masaya yatırılarak kamuya uzanan her türlü suçun üzerine gidilmedeki süreçler yeniden gözden geçirilerek hızlandırılmalıdır.

Bu suç örgütleriyle mücadelede kararlılık göstermediği gibi süreçleri sulandıran, bunlardan faydalanan ve ilişkiye giren bütün yönetici kadroların da tasfiyesine derhal başlanarak halka bu mücadeledeki kararlılık ve samimiyet gösterilmelidir.

Bu raporlar göstermiştir ki devlet her şeyi biliyor! Ama yarınlar bilgiyi bilenlerin değil, yapabilenlerin olacaktır.

Aksi takdirde Sayıştay tespitleri malumun ilanından öte bir anlam taşımayacak, yapanın yanına kar kaldığı gibi milletimizi diri tutan ‘devlet olma’, ‘devlet gibi davranma’ olgusu, telafisi mümkün olmayan bir şekilde zarar görecektir.

Sayıştay raporları bir sonuçtur! Bu sonuca çıkan bütün yollarda bu suç örgütlerinin kurumlara birçok amirden bile daha iyi hâkim oldukları, oralara yönetici atatırken günün reel politiğine uygun nasıl tavır aldıkları, o kurumların hangi mevzuatlarındaki boşlukları nasıl kullandıkları, nerelerden beslendikleri, siyaset kurumunu nasıl dejenere ettikleri gün gibi ortadadır ve güçlü devlet olmanın yolu da bütün bu virüslerin, bu suç örgütlerinin ortadan kaldırılmasıyla doğrudan ilgilidir.

Cumhurbaşkanlığı Başkanlık Sistemi de bütün bu olumlu işleri yapabilmek adına aslında önemli bir fırsattır ve güç için bu gücün kullanılması kaçınılmaz hale gelmiştir.

Aksi takdirde vesayet odaklarının biri gider, diğeri gelir.

Sayıştay raporları akar, biz öylece bakar durumundan kurtulamayız.

                                                                                                                                                                            Erdal ÇİL

                                                                                                                                                          cerdal48@gmail.com

                   

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı