DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

YİNE AYLARDAN AĞUSTOS

Yayınlanma Tarihi : Güncelleme Tarihi : Google News
YİNE AYLARDAN AĞUSTOS

“Aylardan Ağustos günlerden Cuma,

  Gün doğmadan evvel iklimi Rum’a ”

Sedalarının sahibi şair Yıldırım Niyazi Gençosmanoğlu’ nun ebediyete irtihalinin üzerinden tam 28 yıl geçmiş. ( 21.Ağustos.1992)

Onu eserleriyle tanıyıp, destanlarının birçoğunu ezberebilenler için vefatından bu yana geçen zaman  maalesef büyük bir boşluk.

“Benim ilham kaynağım, her birisi başlıbaşına bir destan olan şahsiyetler, zaferler, fetihler ve eserlerdir. Üç bin yıl geriye doğru uzanan şanlı bir mâzi ve bu mâziden feyizlenerek büyüyecek bir
gelecek”
derdi.

Türk gencine dünya ile birlikte mazisine de bakmasını vebilmesini isterdi. Zira orada şan vardı, haysiyet vardı ve o, tüm eserlerinde bunlardan bahsederek eserlerini destanlaştırmıştır. O bir şairdi ama ilham kaynağı şiirin, Türk Tarihi olunca, şiir kendiliğinden destanlaşıyordu. Ona, ‘Destanların Efendisi’ ünvanı boşyere verilmemişti. Mazi ile ilgilenip öğrendikçe destan yazmak için çok çaba sarfetmesine de lüzum kalmıyordu. Türk tarihindeki her olay
bir destan niteliğindeydi zaten.

“Hiç bir şiir, Ulubatlı Hasan’ın Bizans surlarına bayrak dikmesi, Genç Osman’ın kelle koltukta ‘Allah Allah’ diyerek Bağdat’a girmesi, Malazgirt’te Türk ordusunun kendisinden dört kat üstün düşman kuvvetlerine karşı zafer kazanması kadar güzel olamaz. Ben bunun için destana hayranım ve destan yazıyorum.” derdi.

Bugün ister sporda ister siyasi-sosyal alanda bir milli refleks gelişse; yığınların dudaklarından dökülen “Ya Allah, Bismillah, Allahü Ekber” onun duygularının ete kemiğe bürünmüş, kelimelere giydirilmiş halidir; onun emaneti ve eseridir.

O; büyük bir mazinin, büyük bir kültürün, büyük bir milletin bir ferdiydi. Bu millet savaşı, 11. yüzyılda kaleme alınan kitabı, Kutadgu Bilig’ de yazdığı gibi “bilgisiz ve kötülere, anlaşmak istemeyen, adaletsizlik yapan düşmanlara karşı başvurulacak son çare”  olarak görmesine rağmen ondan da geri durmazdı. Asırlar boyu süren fütuhat hareketinin maddi ve manevi yönlerini incelediğimizde bu milletin, savaşı bile bir sanat haline getirip, usul ve esaslarını çok önceden belirlediği yine aynı eserde ayrıntılarıyla belirtilmiştir.

Küresel güçler, bu milletin çocuklarını köklerinden kopararak küresel bir girdabın içerisine sürüklemek çabasındalar. Düne kadar milliyetçi gördüğümüz çevrelerin bile bu kökler ve değerlerden, günlük bazı politikalardan etkilenerek ne kadar uzaklara savrulduklarını üzülerek izlemekteyiz. Bugün bilim bitkilerde, ağaçlarda bile meydana gelen bir hastalığın tedavisi için köklerine gidip araştırma yolunu seçiyorsa, tıp bilimi yine insandaki birçok hastalığın sebebi olarak bağırsaklara girip, hastalıkların kökleri üzerine kafa yoruyorsa bizim de savrulmaya karşı köklerimize tutunma zamanıdır.

Yıldırım Niyazi Gençosmanoğlu, yazabileceği birçok konu varken ısrarla bu köklerden kopmamayı tercih etmiş, şifanın kaynağı olarak da bize sürekli kökümüzü, şanlı tarihimizi göstermiştir.

İçinde bulunduğumuz bu mübarek aya bu yüzden her girdiğimizde, ellerim hep ona uzanır. Kabrinden uzakta onun toprağına birkaç damla olsun su akıtabilmek, ruhunu şad edebilmek için yazmak, onu sizlerle buluşturmak, hatırlatmak isterim.

Yine aylardan Ağustos!

Yine gönlümüzde vatan, yine karşımızda ülkü denen o sevdalı gelin.

Yine vatanımın etrafı kuşatılmış, yine ortalık toz duman.

Yine çerilerim allak bullak, yine başım belalı.

Yine O’ndan başka yönümü döndürdüğüm, O’ndan başka medet umduğum kimsem yok!

O zaman gelin yine onun dizelerine dönelim.

“Aylardan Ağustos günlerden Cuma,

  Gün doğmadan evvel iklimi Rum’a ”

Varsın ne basında yazsın ne medyada haber olsun!

Ne okullarda anılsın ne de resmi tatil olarak kutlansın!

Ama biz Ağustos deyince Ağustos aylarımızı hatırlayalım.

26.Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi,

9 Ağustos 1389 Kosova Zaferini,

11 Ağustos 1473 Otlukbeli Zaferini,

11 Ağustos 1480 OtrantoZaferini,

23 Ağustos 1514 Çaldıran Zaferini,

20 Ağustos 1516 Antep’infethini,

25 Ağustos 1516 Halep’in,  28 Ağustos 1521 Belgrat’ın fetihlerini,

29 Ağustos 1526 Mohaç Zaferini,

15 Ağustos 1551 Trablusgarp’ infethini,

10 Ağustos 1915 Conkbayırı Zaferini,

10 Ağustos 1915 AnafartalarZaferi,

27 Ağustos 1922 Büyük Taarruzu,

30 Ağustos 1922 Başkumandanlık Meydan Muharebesini.

Hangisini unutur, hangisini ayırabilirsiniz birbirinden?

Birileri unutsa da, unuttursa da unutmayın sakın!

Sözü yine merhumun sözleriyle bitirelim.

Allah (C.C) rahmetini esirgemesin!

“Şol gökleri kaldıranın,

Donatarak dolduranın,

Ol deyince olduranın,

Doksan dokuz adı ile…”

                                                                                                                                                                             Erdal ÇİL

cerdal48@gmail.com

YORUM YAP