

Erkan Bey, Manisa sizi şehir ile ilgili unutulmuş ve bilinmeyen tarihine yönelik yaptığınız araştırmalar ve yazılarınızdan tanıyor. Format Haber olarak sizinle yine çok önemli ve ses getiren bir konuyu 30 Kasım 2024 tarihinde “Manisa’da İlk Özel Türk Okulu Nasıl Yakıldı! Cevdet Çelebi ve Şems’ül İrfan Mektebi” başlığı ile yayımlamıştık. Gerek konusu gerekse Cevdet Çelebi’nin muhteşem kişiliği ilgiyle okundu. -https://www.formathaber.com/cevdet-celebi-ve-semsul-irfan-mektebi-uzerine-31850/-
Geçenlerde yazılarınızı okurken bir konu dikkatimi çekti. İlk olarak 16 Aralık 2021 tarihinde Tarihistan.org sitesindeki köşenizde gündeme taşıdığınız, 8 Eylül 1922 günü Manisa’nın Kurtuluşu esnasında şehre giren ordumuzun öncü birliğinde şehit düşen 3 askerimizden bahsetmiş, onların unutulmaması gerektiğini ve şehrin vefa borcu olduğunu hatırlatarak adlarına bir anıtın dikilmesi önerisinde bulunmuştunuz. Bugün bu konu üzerine sorularımız olacak.
Bu konu ilk kez nasıl dikkatinizi çekti, süreç nasıl başladı?
ERKAN AKBALIK: Osman Bey, öncelikle size teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum. Popüler olan onca konu varken çok da dikkat çekmeyen bu meseleyi gündeminize aldınız. Öncelik verdiğiniz bu konuyu, şehrinize ve bu toprakları vatan yapanlara verdiğiniz önemin ve taşıdığınız vefa duygusunun bir yansıması olarak değerlendiriyorum.
Malumunuz olduğu üzere Manisa yerel tarihi üzerine araştırmalar yapmaktayım. Farklı bir konu hakkında çalışmalar yapmak için yaklaşık 1880’lerden itibaren bölge gazetelerinde tarama yapıyordum. 1920’lerin sonlarına doğru geldiğimde bir haber dikkatimi çekti. 8 Eylül kurtuluş günü için yapılan resmî törenlerin öncelikle “Şehitler Abidesi” önünde yapıldığını gördüm. Farklı yıllarda yapılan Manisa’nın Kurtuluş haberlerine baktığımda da benzer metinlere rastladım. Törenler öncelikle bu abidenin önünde yapılıyor, sonra merkezdeki Hükümet Binası önünde devam ediyordu.

Abidenin fotoğrafı çok daha önceleri arşivimde vardı. Fakat hakkında detaylı bilgiye sahip değildim. Gazetelerde rastladığım haberlerden sonra fotoğraflar daha anlamlı gelmeye başladı. Bu abidenin, 8 Eylül günü Manisa’yı kurtarmak için şehre giren Ordumuzun öncü birliğinde yer alan ve Yunanlılarca kurulan pusu sonucu şehit edilen 3 askerimiz için yapıldığını öğrendim. Abidenin safahatını öğrenince benim zihnimdeki anlamı daha da yüceldi hem üç şehidimizin hatırasını yaşatıyor hem de Manisa halkının taşıdığı yüksek vefa duygusunu simgeliyordu. Konudan çok etkilenmiştim. Herkesi haberdar etmek ve hislerimi paylaşmak adına 16 Aralık 2021’de Tarihistan.org sitesindeki köşemde düşüncelerimi okurlar ile paylaştım.
OSMAN ÖZBAŞ: Kimdi bu 3 şehidimiz? Ve Manisa’ya girişleri esnasında neler yaşanmıştı?
ERKAN AKBALIK: Manisa üzerine yaptığı araştırmalarla bilinen rahmetli Nusret Köklü’nün, Manisa’ya ilk giren birliğin komutanı Teğmen Çalbatur’a dayandırdığı bilgilere göre bu kahramanlar, Aksaraylı Zülfikar oğlu Mehmet Onbaşı, Beypazarlı Hasan Onbaşı ve Bursa Yenişehirli Er İsmail. Üçü de şehre ilk giren öncü birliğin askerleri.
İlk şehidimiz, bugün hastanenin kuzeydoğusundaki demiryolu ile Çatal kavşağı arasındaki ekin tarlasında pusuya düşürülerek şehit ediliyor. İkinci şehidimiz hastanenin kuzeybatısında o zamanlar var olan incir ağacının altında, üçüncü şehidimiz ise biraz daha batıda, hastanenin giriş kapısının karşısında şehre doğru ilerlerken canını teslim ediyor. Zülfikar oğlu Mehmet Onbaşı’nın yaralandıktan sonra şehit olana dek o haliyle savaşması, kahramanlarımızın içlerinde taşıdıkları cevherin büyüklüğünü gösteren en güzel nişanelerdir. Denildiği gibi kanının son damlasına kadar savaşmışlardır.
OSMAN ÖZBAŞ: Bu alanlarda yaptığınız saha incelemelerinde sizi şaşırtan bir detayla karşılaştınız mı?
ERKAN AKBALIK: Şaşırtan o kadar fazla olayla karşılaştım ki bunların en önemlilerinden biri, ilk şehidimizin vurulduğu yer olan Nurlupınar Mahallesinde dolaşırken 315 Sokak’ta bir mezara rastlamamdı. Mezar bir evin bahçesinde yer alıyordu ve üstü bir oda gibi kapatılmıştı. Mülk sahibi sağ olsun kabri çok güzel korumuş. Boya badanası yapılmış, önünde ve içinde bayrağı ile tertemiz muhafaza edilmişti. İçeri girdim, Osmanlıca mezar taşı duruyordu. Taşın üzerinde “Yusuf oğlu İbrahim (1897-1922)” yazıyordu. Ancak bu isim mevcut resmi metinlerde geçmiyordu.

Sonradan yaptığım araştırmalarda öğrendim ki Yusuf oğlu İbrahim düzenli ordu askeri değil, Musalar köyünden cevval, vatanperver bir gençti. Ordunun şehre girdiğini duyunca arkadaşlarıyla yardıma koşmuş ve pusuya düşerek bu askerlerimizle birlikte şehit düşmüştü. Yani aslında orada 3 değil, 4 kahramanımızın yattığını bu şekilde öğrenmiş olduk.
OSMAN ÖZBAŞ: Peki, Aksaraylı Zülfikar oğlu Mehmet Onbaşı’nın şehit olduğu yere dikilen o ilk abideye ve zaman içindeki değişimine gelelim. Abidenin akıbeti ne oldu?
ERKAN AKBALIK: Kurtuluştan sonra Aksaraylı Zülfikar oğlu Mehmet’in düştüğü yere üçünü temsilen bir abide yapılıyor ve 1950’lerin ortalarına kadar tüm resmî törenler burada başlıyor. Zamanla yeni bir şehitlik ihtiyacı doğunca, naaşlar 1955 yılında görkemli bir törenle —top arabaları ve Ankara’dan gelen devlet erkânı eşliğinde— aynı bölgede yeni tanzim edilen şehitliğe taşınıyor. Bu süreçte (ne zaman yapıldığı bilinmiyor) üzerinde var olan eski yazılı satırlar siliniyor. Abidenin ilk halinde üzerinde şu beyitler yer alıyordu;
“Ne mutlu burada yatan şehit kafilesine,
Gökte bütün melekler hayran, her birisine,
Kükreyen milletiyle harpte verdi başını,
Şehit oldu kazandı Türk İstiklal Savaşını”

Üzüntü veren diğer bir konu ise mevcut şehitliğimizde bu şehitlerimizin isimlerinin ne anıtta ne de şehitlik girişindeki listede yer almamasıdır. Bu konunun da yetkililerce düzeltileceğine inanıyoruz.
OSMAN ÖZBAŞ: Anıtın eski yerini tam olarak tespit edebildiniz mi? o zamanları yaşayan, hatırlayan canlı şahitlere de ulaştınız sanırım.
ERKAN AKBALIK: Elimdeki fotoğraflara göre yerini yaklaşık olarak tahmin edebiliyordum. Fakat metrik olarak çıkarmak pek mümkün değildi. Çünkü bütün fotoğraflarda abidenin etrafı boşluktu. Sadece belli bir mesafeden hastane binası görülebiliyordu.
Canlı tanık araştırmalarına giriştim. Mahallenin sakinlerinden Mithat Tabak ağabeyimize ulaştım. Ailesi 70 yılı aşkın süredir anıtın tam yanında oturuyormuş. Bana abidenin dolayısıyla kabrin tam noktasını gösterdi. (Burada tam yerini söylemenin doğru olmayacağı kanaati ile anlayışınıza sığınıyorum.) Mithat ağabey çocukluğunu anlattı, Aksaraylı Zülfikar oğlu Mehmet Onbaşı’nın akrabalarının her yıl gelip anıtın yanında mahalleli tarafından onlar için yapılan misafirhanede kaldıklarını, mahallelinin onlar için göçmen sobasında pişiler pişirdiğini, anıtın ve naaşların yeni şehitliğe taşındığı zaman kendisinin ilkokula gittiğini, nakil töreninin tamamını seyrettiğini detayları ile ifade etti.

OSMAN ÖZBAŞ: Bu bilgileri belgelemek ve resmi makamlara iletmek için başvurularınız oldu sanırım. Neler yaptınız, yerel yönetimler sürece nasıl yaklaştı?
ERKAN AKBALIK: Naaşların ve abidenin taşınmasına dair bir belgeye ulaşamadım. Dönem basınında inceleyebildiklerim arasında da konuya rastlamadım. Şimdiye kadar bir belge veya gazete haberi bulamamış olmam, olmadığı anlamına gelmez, henüz bulamadık demek daha doğru olur. CİMER kanalı ile naaşların ve anıtın nakli konusu hakkında bilgi talebinde bulundum. Maalesef bir sonuca varamadım.
Aslında elimdeki bilgilerin yeterli olduğunu düşünüyorum. Abidenin ve kabrin fotoğrafları ile dönem gazete haberleri mevcut. Naaşların ve abidenin taşındığının görgü şahitleri hala hayatta. Şehitlerin isimleri MSB şehitler listesinde var. Daha fazlasına da ihtiyaç olmadığı kanaatindeyim.
Geçen zaman itibariyle bu 3 hatta 4 şehidimizin pek hatırlanmadığı ve hatta maalesef çok da bilinmediği aşikardır. Bunu gidermek, bölgede Millî Mücadele’yi, Kurtuluş Savaşı’nı, Manisa’nın kurtuluşunu ve bu uğurda canını veren şehitlerimizi hatırlamak, anmak ve farkındalığı artırmak adına bir anıt yapılması fikrimi dönemin Büyükşehir Başkan Danışmanı Azmi Açıkdil Beyefendi’ye ilettim. Kendisi konuya çok hassasiyet gösterdi, çok ilgilendi. Birlikte bölgeye gittik. Mithat ağabeyi tekrar dinledik ve anıtın yapılabileceği alanları inceledik. Hastanenin kuzeybatısındaki, Mehmetçik Caddesi trafik ışıklarının olduğu bölgedeki yeşil alana bir anıtın yapılması, şehit isimlerinin ve konuyu anlatan kısa bir kitabenin yazılması konusunda mutabık kaldık. Proje çizimleri bile yapıldı fakat araya seçimler ve yönetim değişikliği girince süreç doğal olarak duraksadı. Konuyu yakın zamanda Büyükşehir Belediyemizin yeni yönetimindeki yetkililerine de ilettim konuya onlar da aynı ölçüde hassas yaklaştılar, çok ilgilendiler, gerekli çalışmaların yapılacağını ifade ettiler. Yapacaklarına inanıyorum.
OSMAN ÖZBAŞ: Tüm bu çabalarınız neticesinde somut bir başarı elde edebildiniz mi?
ERKAN AKBALIK: Evet, somut başarı olarak, en büyük mutluluklarımdan biri iki yıla yakın süren dilekçe trafiğimden sonra 2023 yılında Şehzadeler Belediyesinden çıkan Meclis Kararı ile 2023 yılı 8 Eylül günü bu 4 şehidimizin isimleri şehit düştükleri bölgedeki sokaklara verilmesidir. Artık Manisa’da o dört sokak sadece anlamsız numaralarla değil şehitlerimizin adlarıyla da anılmaktadır.


OSMAN ÖZBAŞ: Araştırmanızın insani ve duygusal boyutu da çok yüksek. Adı geçen şehit ailelerin günümüzde yaşayan yakınlarına ulaşabildiniz mi?
ERKAN AKBALIK: Bu süreç bana birçok olağanüstü olaylar yaşattı Osman Bey. Zülfikar oğlu Mehmet Onbaşı’nın sadece Aksaraylı olduğu bilgisine sahiptik. Birgün Eski Kültür Müdürlerimizden, kendisi de Aksaraylı olan Hakkı Avan Bey ile görüştük. Bana o zamanlar henüz basılmamış olan kitabını incelemem için verdi. Okurken amcası ile geçen bir konuşmada, Zülfikar oğlu Mehmet Onbaşının Aksaray’ın Göstük köyünden olduğunu öğrendim. Köy muhtarının telefonunu bulup aradım. Konuyu özetledim, şehidimizin yakınlarından köyde kimsenin olup olmadığını sordum. Muhtar bana döneceğini söyledi. Ertesi sabah erkenden telefonum çaldı. Yabancı bir numara arıyordu. Telefon eden kişi kendisini şehidimizin torunu Mehmet Tosun olarak tanıttı. Çok sevindim, 70’li yaşlarda, çok güzel konuşan, konuya tamamen hâkim ve dedesinin adını taşıyan bir büyüğümüzdü. O da kendi torununa Mehmet adını vererek şehidin adını yaşatıyordu. Öğreniyoruz ki ailede bu bir gelenek haline gelmiş. Şehidimiz Mehmet Onbaşı askere gitmeden önce ağabeyi Çanakkale’ye gitmiş ve orada şehit olmuş. Mehmet, ağabeyinin adını kendi oğluna vererek yaşatmış. Uzun bir görüşme yaptık, çok yeni ve güzel bilgiler edindik. Kendisine sağlık diliyorum. Umarım yapılacak olan anıtın açılışında kendileriyle bir araya geliriz.
Daha sonraki bir zamanda, bir 19 Mayıs sabahı kahvaltıda telefonuma sosyal medya üzerinden bir mesaj geldi. Mesajda, 3 şehidimiz ile ilgili yazıyı okuduklarını ve çok duygulandıklarını yazıyorlardı. Yazımın ilgiyle okunmasından çok memnun olduğumu iletirken kim olduklarını sordum. Gelen cevapla ben de en az onlar kadar duygulandım. Mesaj İstanbul’dan geliyordu ve Beypazarlı Hasan Onbaşı’nın torunlarıydı. Yakın bir tarihte, şehidimiz Hasan Onbaşı’nın torunu ve ailesi Manisa’ya geldiler. Onlarla birlikte dedelerinin izlerini takip edip şehitlik ziyaretinde bulunduk. Hepimiz çok mutlu olduk.

Hep şehitlerimiz üzerinden konuştuk ama düzenli ordu ile Manisa’ya giren gazilerimizden hiç bahsetmedik.
Bu süreçteki en sarsıcı hatıralarımdan biri de Aksaraylı şehit Zülfikar oğlu Mehmet Onbaşı’nın silah arkadaşı olan bir gazimizin torununun Manisa’ya gelişiydi. Öğretmen olan M. Hasan Bakar Bey, Salihli’ye bir toplantı için gelir ve büyük dedesinin evlatlarına “Manisa’ya gidip arkadaşımın kabrini ziyaret edin” vasiyetini yerine getirmek üzere Manisa’ya da uğramak ister. Bu taraflara ilk gelişidir. Salihli’de sormaya, soruşturmaya başlar. Bir süre sonra benim telefonuma ulaşır. Bir sabah aradı telefonda görüştük, konuyu anlattı. Hiç beklemediğim, aklıma gelmeyecek olan bir durumdu. Manisa’ya geldi, buluştuk ve birlikte olayların cereyan ettiği yerleri gezdik. Kendisi çok güzel bilgiler aktardı. Aktarılan bilgiler o dönemin yaşanan acılarına da ışık tutuyordu.

Hasan beyin Gazi dedesi Abdurrahman oğlu Nazif Basra’ya savaşa gittikten 7 yıl sonra memleketi Aksaray’a geri dönüyor. Çok uzun süre kaldığı için kendinden ümit kesilmiş, önceleri kimse tanıyamıyor, zamanla şaşkınlık içinde kavuşmalar yaşanıyor. Gazimiz kavuşmanın mutluluğunu tam yaşayamadan, kısa bir müddet sonra işgal altındaki yurdu düşmandan kurtarmak için tekrar gönüllü olarak orduya katılıyor. Hemşerisi Zülfikar oğlu Mehmet ile birlikte düşmanını önlerine katıp Manisa’ya kadar geliyorlar. Şehre girerken Yunanlıların kurduğu pusudan açılan ateş sonucu, kardeşten öteye bildiği arkadaşı yanında şehit düşüyor. Çok acı çeken Abdurrahman oğlu Nazif bu olayı hiçbir zaman unutmuyor. Bir müddet sonra arkadaşının kabrinin ziyarete Manisa’ya tekrar geliyor, bir ay kaldıktan sonra memleketine geri dönüyor. Vefatına kadar evlatlarına durmadan arkadaşını yalnız bırakmamalarını onu mutlaka ziyaret etmelerini söylüyor.
Hasan Bey bu güzel bilgileri aktardıktan sonra tekrar görüşmek ümidiyle vedalaşıp ayrıldık.
OSMAN ÖZBAŞ: Çok güzel şeyler yaşamışsınız, çok duygusal ve şaşırtıcı. Son olarak, bu topraklar için can veren kahramanlarımıza ve Manisa kamuoyuna iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
ERKAN AKBALIK: Bir insanın en kıymetli varlığı canıdır. Bu şehitlerimiz Anadolu’nun muhtelif yerlerinden gelerek işgale uğramış bu toprakları tekrar Türk Yurdu yapabilmek için en değerli varlıkları olan canlarını vermişlerdir. Onları hiçbir zaman unutmamalı, her zaman anmalıyız. Toplumsal bilinç ve aidiyet ancak bu tür davranışlarla sağlanabilir. Vefa bu milletin önemli hasletlerindendir. Bu özelliğimizi bizden sonraki nesillere de aktarmalıyız. Aktarmanın en güzel yolu, iyi örnek olmaktır. Bir güzel hareket, söylenen 10 güzel sözden daha etkilidir.
Bizlerin bu dönemde yapabileceği en güzel hareket bu şehitlerimizi ve verdikleri mücadeleyi anlatacak bir anıt yapmamızdır. Anıt üzerine isimlerini ve Manisa’nın Kurtuluşunun kısa bir özeti yazılmalıdır. Anıt yukarıda bahsedilen yere yapılabileceği gibi şehrin en işlek, en dikkat çekici yerine de yapılabilir. Amaç mümkün olduğunca fazla kişiye ulaşıp bilgilendirmektir. Mesela harika bir tasarım ile Ulupark’ın ortasında yapılmış bir Kurtuluş anıtı çok kişinin dikkatini çekecektir.
Hem bu işlemler candan daha ucuzdur.
Erkan bey çok teşekkür ederim.

