DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

KIRMIZI PAZARTESİ-13 (UTANÇ VE SORUMLULUK ÜZERİNE)

Yayınlanma Tarihi : Google News
KIRMIZI PAZARTESİ-13  (UTANÇ VE SORUMLULUK ÜZERİNE)

Format Haber İnternet Sitesi’nde 18 Mayıs 2026 tarihinde yayımlanan, “Kırmızı Pazartesi-12 (Ne Oldu Bize? Neme Lazım Toplumu mu Olduk?)” başlıklı yazımda, “Ülkemizde 1980’li yıllardan günümüze siyasette, ekonomide, sanayide, eğitimde, sporda, tartışmalarda, basında, sosyal medyada, dizilerde, özetle yaşamımızın her alanında başlayan hoyratlığın (kaba, kırıcı ve hırpalayıcı) olanca hızıyla devam ettiğini ve bazen de utanmazlık boyutlarına ulaştığını” yazmıştım(1).

Tekrarlıyorum: Gidişat iyi değil!  Ahlaki bir çöküntü içerisindeyiz.

Bundan çıkış yolu yok mu? İsveçli oyun yazarı, film ve tiyatro yönetmeni Ingmar Bergman kendisine yöneltilen, “Gidişat kötü, dünya nasıl kurtulacak?” sorusuna, “Utanç, dünyayı bir tek utanç kurtarabilir” cevabını vermiş.

Bu soruya; din, merhamet, sevgi, saygı, adalet, iyilik, farkındalık, eğitim vb. cevaplarını verenler de var.

Ben Ingmar Bergman’a katılıyorum. Çünkü utanç, sadece ahlaki anlamda duyulan bir mahcubiyet değildir. Bu kavramın içinde sevgi, saygı, adalet, duyarlılık, vicdan, iyilik, sorumluluk, eğitim, erdemli olma vb. değerler de yer alır.

Burada utanç duyan insanın onur kırıcı, hukuka ve ahlaka aykırı suç ve davranış sergilemekten doğan mahcup olma ve küçük düşme durumu ile bunları içselleştirmesini değil; aksine sorumluluk bilinciyle hareket ederek başkalarına zarar veren söz ve eylemlerden kaçınacağını; yaptığında da bunu düzeltme cesaretini göstereceğini kastediyorum. Özetle, utanma kavramını, olumlu ve yapıcı anlamda kullanıyorum.

Ingmar Bergman gibi düşünen Sovyet-Rus film yönetmeni Andrey Tarkovsky ‘Solaris’ filminde, “Utanmak, insanlığı kurtaracak düzeyde güçlü bir duygudur. öngörüsünde bulunmuş; Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Güney Afrikalı yazar John Maxwell Coetzee ‘Utanç’ adlı romanında, “…yeryüzünde ihtiyaç duyulan en önemli şey insanoğlunun yeterince utanç duymasıdır. İşte bu yüzden Bergman haklıdır; Dünya’yı bir tek utanç kurtaracaktır.” demiş; Kuzey İrlandalı yazar C. S. Lewis’de, “Utanç duygusu kötü bir ahlaki pusula değildir.” vurgusunu yapmıştır.

Utanç: Sorumluluk duymak ve yanlış yapmamak için araştırmak, fikir almak ve tartışmak; yanlış yapınca düzeltmek ve bir daha yapmamak; ülkesini, tüm insanlığı ve geleceği düşünmek, daha ileriye götürmek ve hesap vermeye açık olmaktır.

Başka bir anlatımla utanç; bir insanın, belli bir yer ve zaman düzleminde dışa yansıttığı söz ve eylemleriyle ahlaki ve vicdani değerlerinin hakemliğinde yüzleşmesidir.

Ülkesini, tüm insanlığı düşünmek ve daha ileriye götürmek kavramlarının içine; sürdürülebilir bir çevre için duyarlılık göstermek ve bu yolda çalışmak da girmektedir.

Bu bağlamda, bencil olmamak kamu yararını esas alarak geleceği düşünmek gerekir. Geleceği düşünen, sorunlara akılcı çözümler üreten faydalı, iyi ve doğru yerde duran insanlara gereksinimimiz var. Tabii burada olmazsa olmaz etik (ahlak) devreye girmektedir. Bizim kültürümüzde bunun en güzel deyimlerinden biri, “Allah utandırmasın” tümcesidir.

Utanç, insanın varoluşundaki ya da insanlaşmasındaki temel özelliklerden biridir. Yalnızca başkalarını düşünmek için değil, kendi iç huzurumuz ve mutluluğumuz için de utanmak çok önemli bir duygudur. Utanan insan, kusurlarından arınmak ister, bunun için çalışır ve yaptıklarının hesabını vermekten korkmaz. Bilir ki, o yanlışa düşmemek için elinden geleni yapmıştır. Açıktır, şeffaftır. Utanç duymayan insan ise, hesap vermekten korkar. Onun güveni, kendisinden hesap sorulmayacağı, aksine kimi bağlantıları nedeniyle korunacağı yolundaki inancıdır.

Hesap sormak/vermek ve bilgi edinmek/vermek, kurum ve kurallarıyla işlevsel kılınan demokrasilerin olmazsa olmaz temel ilkelerinden biridir.

Ülkemizin en büyük sorunlarından biri, hesap sor(a)mamak ve bilgi edin(e)memektir., Bu iki kavram birbirini tamamlar. Çünkü bilgi edin(e)meden hesap sorul(a)maz.

Hesap sorma dediğimiz, “Bütçe Hakkı” temel bir yurttaşlık hakkıdır. Yurttaşların, ne olup bittiğini, neler yapıldığını, vergilerinin nereye harcandığını sormaları vazgeçilmez bir haktır. Dünyanın ilk anayasal belgelerinden biri sayılan, Magna Carta’nın (Büyük Sözleşme – Büyük Ferman) doğmasının nedeni de, İngiltere’de kralın istediği gibi vergi koymasının ve keyfi harcamalarının önünü kesmek değil midir?

Peki ülkemizde hesap sorma kurumları gerektiği biçimde çalışıyor mu? Çalışmıyor… TBMM denetim görevini tam anlamıyla yap(a)mıyor. Denetim organları, bağımsız çalışabiliyor ve işlevlerini yerine getirebiliyor mu? Çalışamıyor ve getiremiyorlar. Bu arada yargı mekanizmamıza güven ise en alt düzeylerde…

Hesap sorma çalışmıyor da bilgi edinme hakkı işlevsel mi? Yani çalışıyor mu? O da tam çalışmıyor. Çok şey bir gizlilik perdesi altında yürütülüyor. Verilen yanıtlar inandırıcılıktan uzak ve yüreği rahatlatan nitelikte (sadra şifa) değil.

Gelişmiş demokrasilerde bırakın kamu kurum ve kuruluşlarını; özel sektör ve sanayi kuruluşlarının, özellikle de organize sanayi bölgelerinin sürdürülebilirlik konusunda sorumluluk üstlenmeleri, açık ve şeffaf olmaları ve hesap vermeleri gerekmektedir.

Bizde bu durum nasıl? Sanayi alanlarının genişlemesi için her şey kapalı kapılar ardında gizlilik içerisinde yürütülüyor. İzinler veriliyor, alınıyor… Sanayi için ülkemizin en verimli tarım alanları yok ediliyor… Çevre kirletiliyor… “Önlem alın, sorunları çözün” diyoruz… Dinleyen yok. Bilgi istiyoruz, vermiyorlar… Şikâyet ediyor, dava açıyoruz… Bize kızıyor, tepki gösteriyorlar…

En temel insan haklarından olan temiz bir çevrede yaşama isteğimize, bunu sağlamak adına düşüncelerimizi ifade etmek ve gerektiğinde yargı yoluna başvurma gibi hak ve özgürlüklerimizi kullanmamıza karşı çıkıyor, bizi hizaya getirmek ve ayar vermek istercesine, davranış sergilemekten kaçınmıyorlar…

Çağımızda demokrasi alanının genişlediğini, demokrasinin sadece ülkeyi ve belediyeleri yönetecek kişilerin seçilmesi demek olmadığını, sandık odaklı temsil sisteminin çok gerilerde kaldığını, yaşamın her alanında demokrasi olduğunu ve olması gerektiğini anlamıyor, anlamak istemiyorlar. Demokrasilerin dijital katılımı, aktif vatandaşlığı, açıklık ve şeffaflığı, sivil toplumu ve insan haklarını esas alan çoğulcu yapıya evrildiğini görüyor ama görmezlikten geliyorlar.

Halkın doğrudan denetiminin sağlanabilmesi için bilgi ve hesap verilmesi gerektiğini; özgürlükler, eşitlik ve çoğulculuğun temel ilkeler olarak öne çıktığını, “çoğunluğun dediği olur” diyen çoğunlukçu anlayışın değil kapsayıcı olan çoğulcu anlayışın egemen olduğunu, azınlıkta da olsalar her düşüncenin açıklanmaya değer haklarının bulunduğunu biliyor, ancak anlamazlıktan gelmeyi yeğliyorlar!

“Algı yönetimi yapmayın” diyoruz, yapıyorlar…

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 2022 yılında aldığı kararla; temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevrede yaşama hakkını, temel bir insan hakkı olarak kabul etmiştir.

Günümüzde artık sadece kamu kurum ve kuruluşlarının değil, kamuyu ilgilendiren alanlarda özel sektörün ve onların kuruluşlarının; özellikle Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’na göre, sanayinin planlı gelişmesini ve alt yapısı hazır alanlarda üretim yapılmasını sağlamak, çarpık sanayileşme ve çevre sorunlarını önlemek, sağlıklı kentleşmeyi yönlendirmek, kaynakları rasyonel kullanmak, teknoloji merkezleri kurmak, bilgi ve bilişim teknolojilerinden yararlanmak vb. amaçlar için kurulan, kaynak kullanımında verimliliği hedefleyen kamu yararı kararı ile kamulaştırma yapabilen organize sanayi bölgelerinin öncelikle bilgi ve hesap vermekten kaçınmamaları gerekmektedir.

Eğer Gabriel García Márquez’in ünlü romanındaki göz göre göre gelen bir “Kırmızı Pazartesi” ile karşılaşmak istemiyorsak, toplumsal, etik ve hukuki sorumluluklarımızı yerine getirmek zorundayız. Maalesef başka çıkış yolu da yok!

(1) https://www.formathaber.com/kirmizi-pazartesi-12-ne-oldu-bize-neme-lazim-toplumu-mu-olduk-38805/

———-+———-

 

Güzel Sözler

Önemli biri olmanın bedeli, sorumluluktur. W. Churchill

Yalnız yaptıklarınızdan değil, yapmadıklarımızdan da sorumluyuz. Moliere

Sorumluluk, insanı eğitir. Wendell Phillips

Utanmamak kadar utanç verici bir şey yoktur. St. Augustus

YORUM YAP

Burhanettin ÖZEY 18 Temmuz 2026 / 23:20 Yanıtla

Kamu ve özel sektörde görev yapan seçilmiş veya atanmış idareciler kendilerini sorgulanamaz, hesap sorulamaz veya uygulamaya konulan Kanun, Tebliğ ve Yönetmeliklerin Kamu yararı olup olmadığına bakılmaksızın uyğulanmaktadır. Allah tüm insanlara akıl vermiş konuları araştırın, sorgulayın yapmış olduğumuz görevler gereği ilk önce İNSAN olarak kendimize, sonrasında da sorumluluk duyğusu ile bağlı olduğumuz Denetim ve Teftiş Kurullarına hesap vermekle yükümlü olduğumuz unutulmamalı, ben yaptım oldu zihniyeti ile hareket edilmemelidir. Halkın devlet kurumlarına olan güveni sarsılmamalı, Resmi Kurumların toplum önündeki itibar, güven ve güvenilirliği kaybettirilmemelidir. Yöneticiler öncelik ile İNSAN OLDUKLARINI UNUTMADAN KAMU MENFAATLERİ KORUNULARAK ŞEFFAF ve HESAP VERİLEBİLİR anlayış ile çalışılmalı.

İsmet reka 19 Temmuz 2026 / 21:59 Yanıtla

Yüreyine kalemine sağlık Allah sen ve senin gibiler sağlk sıhat versin korusun.