Format Haber

Manisa’ da “Yusuf Atılgan 100 yaşında” paneli düzenleniyor.

Manisa’ da “Yusuf Atılgan 100 yaşında” paneli düzenleniyor.
27 Haziran 2021 - 13:02

Manisa’ da “Yusuf Atılgan 100 yaşında” paneli düzenleniyor.

Düzenleme Komitesi’nin Yusuf Atılgan 100 Yaşında panelinin broşüründe yazar hakkında şu ifadeler yer alıyor:

Yusuf Atılgan

Felsefeciler bilgi arayıcısıdır. İlişkilendikleri varlık ile yolculuklarında gerçek, düşünsel hakikate dönüşür.

Yusuf Atılgan ise sevgi arayıcısıdır.

Yaşamında sürekli gerçek sevgiye ulaşmak ister. Olumsuzluklar bunalıma dönüşür. “Aylak Adam” romanına ilişkin söyleşisinde “Aylak Adam boyuna gerçek bir sevgi arıyor. Bence aradığı sevgi dünyada yoktur. Hatta romandaki ‘Ayşe’ tipi ile bile tatmin edilemiyor ve aradığını bulamıyor. Halbuki roman kahramanı her türlü değerini yitirdiği halde, bu gerçek sevgiyi bulacağını sanır ve bu konuda iyimserdir. Ama roman sonunda bu umudu da kaybolur ve ‘Artık hiç kimseye bahsetmiyeceğim’der” (Cumhuriyet, 3 Temmuz 1958)

Yusuf Atılgan gerçek sevgi anlayışını da yine “Aylak Adam” üzerinden tanımlar; “Aylak Adam’ın aradığı sevgi de ana sevgisiyle cinsel sevgi karışımı bir şeydir.” (Cumhuriyet, 11 Aralık, 1987)

Gerçek sevgi arayıcısı Yusuf Atılgan “Manisa’da dağa yakın Göktaşlı mahallesinde küçük bir evde doğmuşum. Amcamdan, ninemden duyduklarıma göre (0 sıralar bir çeşit tahsildarlık görevi olan ‘kol memuru’ babam o gün gene atıyla köylerdeymiş) 1921 yılı 27 Haziran sabahı evde çamaşır yıkama hazırlığı varmış. Anam hafif bir ağrı duymuş ama önemsememiş; oysa ninem komşumuz ebe Naciye Hanım’a gidip hemen bir bakmasını söylemiş. Anam ‘daha vaktim gelmedi’ diyormuş ama ebenin gelmesinden az sonra rahatça doğurmuş beni. Oldukça uslu bir bebekmişim, ama 1922 yılı Eylül başında Yunanlıların kaçarken yaktıkları kentten bizler dağa sığınırken ne babam ne de dayım alabilmiş beni anamın kucağından; o sıralar incecik, çelimsiz bir kadın olan anam çıkarmak zorunda olmuş beni dağa. Her yanından çayır çayır yanan koca kentin dağdan bir kaç gün seyretmiş olacağım elbet ama hiç bir şey anımsayamıyorum. Bizim evimiz de yandığı için yangından sonra Manisa’nın 20 km uzağındaki Hacırahmanlı köyüne yerleşmişiz ve babam kol memurluğundan ayrılıp bir bakkal dükkanı açmış orada” (Kendileri ve Kentleri” Sanat Olayı, Haziran 1981)

İlkokul 4. sınıfa kadar Hacırahmanlı’da okuyor. Sonrasını ve ortaokulu Manisa’da ve liseyi de Balıkesir’de okuyor. İngilizce öğretmeni 1960 yılı sonrasının tanınan siyasetçi Behiçe Boran’dır.

Babasının Duyunu Umumiye adına vergi toplayan kolcu olmasını otoriter kişilik  olarak düşünebiliriz. Zaman zaman babasının şiddetine maruz kalır. Babası, Yusuf Atılgan’ın Tıp Fakültesinde okumasını ister, ama Yusuf Atılgan öğretmen olmak istemektedir. Babasının ısrarına rağmen o bildiğinde diretir ve Edebiyat Fakültesini seçer. Baba otoritesine başkaldırıyı görüyoruz.

Babanın eli sıkıdır. Üniversite eğitiminin ikinci yılında parayı keser. Yusuf Atılgan çareyi askeri okula girmekte bulur. Edebiyat Fakültesi öğrenimine de devam eder.

Yusuf Atılgan şanslıdır. Hocaları o dönemin en iyileridir. Halide Edip Adıvar, Ahmet Hamdi Tanrıpınar, Raşit Arat. Tanpınar’dan oldukça etkilenir.

Atılgan müthiş sinema tutkunudur. İyi filmlerin hiç birini kaçırmaz. Futbol maçlarını da izlemeyi ihmal etmez. İstanbul Erkek Lisesinde okumakta olan kardeşi Turgut Atılgan “Hafta sonları onun seçtiği filmleri seyreder, Beşiktaş maçlarına giderdik” diye anlatır o yılları.

Yusuf Atılgan, ikinci paylaşım savaşı döneminde üniversite öğrencisidir. Geniş bir arkadaş çevresi vardır. Abdülkadir Pirhasan (Vedat Türkali) sevdiği arkadaşlarından biridir. İlerici Gençler Birliği (İGB) üyesi Tevhide adındaki kıza aşık olur. İGB’ne katılır.

Yusuf Atılgan ö dönemin uygulaması gereği askeri öğrenci olduğu için Ankara’da altı aylık eğitimden sonra Akşehir Maltepe Askeri Lisesi’ne  öğretmen olarak atanır.

Mihri Belli’nin anlatımına göre 19 Mayıs 1944 günü Süleymaniye Cami’sinin kuzeye bakan iki minaresi arasına üzerinde “Saraçoğlu Faşisttir” yazılı 32 metrelik pankartı asarlar. Ardından operasyon yapılır ve bilinen ne kadar İGB üyesi varsa toplanır. Bunlardan biri de Akşehir’de Askeri Lisede öğretmenlik yapan Yusuf Atılgan’dır. İşkenceleriyle ünlü Sarsanyan Han’a kapatılır. 22 gün gözaltında kalır. Mahkeme, 22 Mart 1945 tarihli kararıyla altı aya mahkum eder.

Cezasını 25 Ocak 1946’da tamamlayarak tahliye olur. Öğretmenlik hakkı elinden alınmıştır.

“Ben o işe sevgilimle girmiştim. Hapisten çıkınca da ‘Arkadaşlar bu iş bana göre değil” diyerek onlarla “temelli” vedalaşır ve köye Hacırahmanlı’ya evine gelir.

Yönetenlerin baskı ve zulmünü yaşamış muhalifler, siyasi örgütün dışına çıktıklarında kendi kabuklarına çekilirler. Kırgın,küskün ve Mutsuzdurlar. Kötülükleri, olmaması gerekenleri görmenin verdiği rahatsızlığın huzursuzluğunu yaşamamak için günlük yaşam mücadelesine yoğunlaşmayı seçerler. Uzaklaştıkları kişilikleridir. Kendi bilincinden kopuştur. Bir an gelir, bir sözcük, bir olay, bir haber, bir oyun, bir film nerede durduklarını fark ettirir.

Yıl 1949’dur. Nobel ödülünün çok sevdiği Faulkner’e verildiği haberini okur. İzmir’e gittiğinde Faulkner’in romanın İngilizce baskısını alır. Okumakta zorlanır. Sözlük kullanır. Gerilemiş İngilizcesinin rahatsızlığı ve izlemiş olduğu filmin etkisi nerede durduğunu fark ettirir. Üç yıl aradan sonra büyük bir iştahla yeniden okumaya başlar.

Cezaevinden, şimdilerin ifadesiyle, “denetimli serbestlik” uygulamasıyla tahliye edildiği için polis karakoluna gidip imza vermek zorundadır. Kendi ifadesiyle “ex-komünistir”, polis takibinden kurtulamaz.

Manisa’da babasıyla lokanta işleten yakın arkadaşı İhsan Bayram ile sık sık görüşür. İhsan Bayram, birlikte oldukları bir gün Yusuf Atılgan’ın “benimle konuşurken dikkatli ol” mesajından polis takibinde olduğu anlamını çıkarır. Nitekim tren ile yolculukları sırasında Çekoslovakyalı bir turist ile Yusuf Atılgan’ın İngilizce konuşması sonrası Manisa’ya dönüşlerinde gözaltına alınıp polis tarafından sorgulanırlar.

Öykü yazmaktadır. Tercüman gazetesi yarışma düzenler. Kardeşi Turgut Atılgan’ın isteği üzerine takma adlar ile iki öyküsünü yarışmaya gönderir. “Evdeki” öyküsü birinci, “Kümesin Ötesi” yedinci olur.

Altı ayda “Aylak Adam” romanını yazar. Son anda Yunus Nadi roman yarışmasına yetiştirilir.

Jüri romanı ikinciliğe uygun görür. Ancak birinci ve üçüncü olan romanlar gazetede tefrika edilirken “Aylak Adam” tefrika edilmez. Bir yıl sonra Varlık yayınevi tarafından kitap basılır.

Yüreğine 1960 yılında tanıştığı tiyatro oyuncusu Serpil Gence düşer. Güçlü bir sevgidir bu. Aşkındır. Tutkudur. Bunalımlar yaşatacaktır. En yakın arkadaşının evinin tahta kapısını çalmasıyla yaşama dönecektir. Anayurt Oteli romanı bu bunalım yıllarının eseridir. Zebercet biraz Atılgan’dır.

Serpil Gence ile onaltı yıl gibi uzun süren mektuplaşmalar, İstanbul ve Ankara’da buluşmalardan sonra 11 Mayıs 1976 tarihinde evlenirler. İstanbul’da Moda da yaşamaya başlarlar. Oğulları olur. Adı Mehmet Hamdi’dir. Oğullarının ikinci adı, Hamdi, Yusuf Atılgan’ın babasının adıdır. Çözümlenmesi gereken bir şifre midir?

1986 yılında çok sevdiği, çok değer verdiği, sevdiği kadınlarda bulmaya çalıştığı annesini kaybeder.

Beden dediğimiz makine teklemeye başlıyor. Annesinin ölümünden üç yıl sonra böbrek taşı düşürüyor. 1989 yılında fıtık ameliyatı oluyor. Zaman zaman başı dönüyor, kulakları uğulduyor ve sendeliyor. Hastane, tomografi derken, beyninde oluşmuş olan küçük kan pıhtısı operasyon ile alınıyor.

Takvim yaprakları 9 Ekim 1989 pazartesi gününü gösteriyor, saat 6.30. Yusuf Atılgan, kalp krizi ile aramızdan ayrılıyor.

Köy romanın egemen olduğu bir dönemde Yusuf Atılgan yeni soluktur. Bireyin varoluş sorunu zemininde kurgular. Birden fazla roman tekniğini kullanır.

Anlatıcı, görüş açısı, bilinç akışı.

Yirminci yüzyıldan önce klasik roman döneminde her şeyi bilen, okuyucuya düşünme boşlukları bırakmayan anlatıcı tekniği kullanılırdı. Karakterlerin ne düşündüğü, nasıl davrandığı, etkilenmelerini anlatıcı ayrıntısına kadar anlatırdı. Gerçekliğin bilgisi bir anlamda “aydınların tekelindeydi”. Okullaşma yetersizdi, okuma-yazma bilenler azınlık oluşturuyordu. Toplumun büyük çoğunluğu gerçekliğin bilgisinden yoksundu. Toplumsal bilinç geriydi. Bu yüzden her şeyi bilen anlatıcı okura neyin ne olduğunu göstermesi gerekiyordu.

Yirminci yüzyılda gerçekliğin bilgisi ayrıntılandırılıp  zenginleşmeye başladı. Gerçeklikle kurulan ilişki anlaşılır oldu. Aydınların tekelinden çıkan bilgi toplum tarafından kolay ulaşılmaya başlandı. Birey edilgen, pasif olmaktan uzaklaşarak soru soran, sorgulayan konuma geldi. Psikanaliz bilimi ile toplum ve bireyin davranışları bilgisine ulaşıldı. Her şeyi bilen anlatıcı yazar önemini yitirdi. Okuyucu bilmez, ben bilirim dayatmacılığı kabul edilmez oldu. Görüş açısı diye bir teknik gelişmeye başladı. Yazar, karakterlerin gördüklerini, bildiklerini, olaylar karşısında etkilenmesini sınırlı tutuyor, fazlasını okuyucuya bırakıyordu. Böylece yazarın anlatmak istediği okuyucu tarafından her zaman kabul görmüyor, farklı yorumlar yapılmaya başlanıyordu. Görüş açısı tekniğinde iç monologlar önem kazandı ve yazım sanatında yerini aldı.

Toplumsal gelişme durmuyor.Bilim ve teknoloji gelişiyor. Sanayinin hızlı gelişimi, patronların doymak bilmeyen aşırı kar hırsı, şehir merkezlerinde nüfusun yoğunlaşması, çarpıklık, doğanın ve çevrenin tahribatı, ekolojik dengenin bozulması bireyin sorunlarını artırıyor. Beyin bir çok sorunların işgali altına giriyor. Her şeyden soyutlanıp yoğunlaşma neredeyse olanaklı olmaktan çıkıyor. Her hangi nesne, kelime, olay yaşanmışlıklara çağrışımlar yapıyor. Bu gerçekliği fark eden yazarlar bilinç akışı denilen yeni roman tekniğini geliştiriyor. Yusuf Atılgan’ın da görüş açısı ile bilinç akışı tekniğinin birlikte kullandığını görüyoruz.

Çekingen, az konuşan olduğunu belirten en yakın arkadaşı İhsan Bayram sembollerin, rakamların ne anlama geldiğini sorduğunda hiç bir şey açıklamadığını, anlatmadığını ve “kendin bulacaksın” dediğini belirtiyor.

Yusuf Atılgan’ın eserlerinde özellikle “Anayurt Oteli” romanında bir çok şifreler bulunuyor. Bu şifreler yaşamından geliyor. Çözüldüğünde neleri yaşamış olduğu anlaşılıyor.

“Aylak Adam” kitap olarak çıktıktan sonra edebiyat eleştiricileri ne yazık ki romandaki karakterlerin  “C” ve “B” harfleri ile adlandırılmasının ne anlama geldiğini bilmiyorlardı. Yıllar sonra Yusuf Atılgan’ın gençlik günlerindeki sevgilisinin baş harfleri olduğunu öğrendik.

“Anayurt Oteli” romanında “22”, “bir iki delik Keçeci Zade Malik” gibi şifrelerin ve “gecikmeli Ankara treni”, “İzmir, İzmir, İzmir” gibi alegorik anlatımların daha da fazlası 28 Haziran 2021 tarihinde gerçekleşecek olan “Yusuf Atılgan 100 yaşında” panelinde çözümlenecektir.” (Bu broşür Yusuf Atılgan’a armağan, Tedirgin Bir Yazar Yusuf Atılgan, İhsan Bayram, Cin Çukuru ve Zebercet’ten Cumhuriyet’e “Anayurt Oteli” kitaplarından yararlanılarak hazırlanmıştır.)

KÖŞE YAZARLARI
PİYASALARDA SON DURUM
  • DOLAR
    -
    -
    -
  • EURO
    -
    -
    -
  • ALTIN
    -
    -
    -
  • BIST 100
    -
    -
    -
Hava durumu
-
-
-
Nem Oranı: -
Basınç: -
Rüzgar Hızı: -
Rüzgar Yönü: -
Hava durumu
İMSAK-
GÜNEŞ-
ÖĞLE-
İKİNDİ-
AKŞAM-
YATSI-

© Telif Hakkı 2020, Format Haber Tüm Hakları Saklıdır

Sperrmüll Berlin

İzmir escort bayanBursa escort bayanAnkara escort bayanAntalya escort bayanEskişehir escort bayanKonya escort bayanKayseri escort bayanİzmit escort bayanAlanya escort bayanKocaeli escort bayanKuşadası escort bayanGaziantep escort bayanMalatya escort bayanDiyarbakır escort bayanDenizli escort bayanSamsun escort bayanAdana escort bayanBodrum escort bayanescort service berlinabu dhabi escortsporno izleseks hikayelerisex hikayeleriFacebook link kısaltmak