

Sol partiler… Sol medya… CHP… İYİ Parti… Yıllardır aynı hikayenin etrafında dönüp duruyor:
Mansur Yavaş! Bir gün CHP’de kalıyor. Ertesi gün İYİ Parti’ye gidiyor. Sonra yeni parti kuruyor. Bir başka gün Cumhurbaşkanı adayı oluyor. Hatta zaman zaman Mansur Yavaş’ın kendi ağzından çıkmamış cümleler bile onun adına servis ediliyor.
Niyet okundu. Kulis yazıldı. Siyasi senaryo üretildi. Mansur Yavaş sustu. Onlar konuştu. Mansur Yavaş sustu. Onlar karar verdi. Mansur Yavaş sustu. Onlar aday ilan etti. Mansur Yavaş’ın söylemediği her şeyi söylediler.
Oysa belki de bütün mesele tam burada. Mansur Yavaş en başından beri gizemini koruyordu. Çünkü siyasette bazen en güçlü silah konuşmak değil, susmaktır.
“TAKİ SENİ GÖRENE KADAR…”
Hani bir şarkı var ya: “Taki seni görene kadar…” Sanki Mansur Yavaş hikayesinde de böyle bir kırılma yaşandı.
Ta ki Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşene kadar… Bir görüşme oldu. Ve bir anda Türkiye’nin siyasi kulisleri hareketlendi. “AK Parti’ye mi geçiyor?” “AK Parti’den mi aday olacak?” “Erdoğan neden görüştü?” “Mansur Yavaş neden görüştü?” “Bu görüşmenin arkasında başka bir şey mi var?” İşte burada komplo teorileri başlıyor.
Elbette bunların hiçbiri şu anda doğrulanmış gerçek değil.
BİRİNCİ SENARYO: AK PARTİ MANSUR YAVAŞ’I KENDİ SAFLARINA ÇEKER Mİ?
Şimdi en çok konuşulan ihtimali büyütelim. AK Parti’nin önünde çok zor bir siyasi denklem olduğunu düşünün. Erdoğan’ın karşısına çıkacak güçlü bir aday aranıyor.
Ve karşı tarafta Mansur Yavaş var. Peki ya denklem tersine çevrilirse? “Mansur Yavaş Erdoğan’ın karşısına çıkmasın, Erdoğan ile aynı siyasi projenin içinde yer alsın.” İşte bu ihtimal gerçekleşirse sadece CHP değil, bütün muhalefet ezberini kaybeder. Çünkü yıllardır Erdoğan’ın karşısına konulan isim, bir anda Erdoğan’la aynı masanın diğer tarafına geçer. Türkiye siyasetinin fay hattı yer değiştirir.
İKİNCİ SENARYO:
“SEN BAŞBAKAN, BEN CUMHURBAŞKANI
” Asıl bomba burada. Ya mesele AK Parti üyeliği değilse? Ya konuşulan şey bundan çok daha büyükse? Örneğin parlamenter sisteme dönüş tartışması… Ve Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı, Mansur Yavaş’ın Başbakan olduğu bir siyasi model… Böyle bir teklif gerçekten bir gün masaya gelse, kim bunun siyasi ağırlığını küçümseyebilir?
Ben açık söyleyeyim: Ben olsam kabul etmeyi ciddi ciddi düşünürdüm. Mansur Yavaş’ın da böyle bir teklife “asla” diyeceğini düşünmüyorum. Çünkü bu, “hangi partiye geçeceğim?” meselesinden çok daha büyük bir şey. Bu, “Türkiye’yi nasıl yöneteceğiz?” meselesidir. Ve böyle bir ortaklık gerçekleşirse,
Türkiye’nin son 20 yıllık siyasi tarihinde görülmemiş bir denklem ortaya çıkar.
DÖRDÜNCÜ SENARYO: CHP MANSUR YAVAŞ’I KAYBETME İHTİMALİNİ HİÇ HESABA KATTI MI?
CHP’nin en büyük problemi belki de Mansur Yavaş’ın başka bir partiye gitmesi değil. Mansur Yavaş’ın kendi siyasi yolunu çizmesi. Çünkü Yavaş’ı CHP’nin doğal adayı gibi görmek başka… Yavaş’ın kendisini CHP’nin doğal adayı olarak görmesi başka. Arada çok büyük fark var.
Mansur Yavaş bugüne kadar kimsenin siyasi tapulu malı olmadığını gösterdi. Kendisini birilerinin çizdiği kalıba sokmadı. Ve belki de bu nedenle farklı siyasi kesimlerden oy alabildi.
BEN NET SÖYLÜYORUM: MANSUR YAVAŞ SOL CENAHIN KALIBINA SIĞMIYOR
Ben Mansur Yavaş’ın artık sol cenahtaki bitmek bilmeyen siyasi tartışmalardan sıkılmış olabileceğini düşünüyorum. Çünkü yıllardır onun adına konuşuldu. Onun adına karar verildi. Onun adına ittifak kuruldu. Onun adına adaylık ilan edildi. Ama Mansur Yavaş bütün bunların karşısında çoğu zaman sustu.
Belki de o sessizlik bir kararsızlık değildi. Belki stratejiydi. Herkes onun ne yapacağını konuşurken kendisi hiçbir kapıyı tamamen kapatmadı.
İşte siyasi gizem tam burada doğdu.
YA KAFA KAFAYA VERİRLERSE
Şimdi CHP, İYİ Parti ve sol medya kendisine şu soruyu sormalı: Mansur Yavaş Erdoğan’ın karşısına çıkmazsa ne olacak? Daha da ileri gideyim: Mansur Yavaş Erdoğan’ın yanında durursa ne olacak? İşte asıl kabus senaryosu budur.
Çünkü böyle bir durumda sadece bir aday kaybetmezler. Bir siyasi denklem çöker. Mansur Yavaş ile Erdoğan’ın aynı siyasi projede buluştuğunu düşünün.
Bir tarafta Erdoğan’ın siyasi tecrübesi… Diğer tarafta Yavaş’ın merkez seçmene ulaşabilen siyasi profili… Muhafazakar seçmen… Milliyetçi seçmen… Merkez sağ… Büyükşehir seçmeni… Ve bunların aynı denklem içerisinde buluşması…
Böyle bir tablo gerçekleşirse karşısına aday çıkarmak bile başlı başına siyasi problem haline gelebilir. Çünkü muhalefetin yıllardır kullandığı en güçlü siyasi silahlardan biri kendi elinden çıkmış olur.
