DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

TERÖRSÜZ TÜRKİYE-1 “ÇERÇEVE YASA” MI, “AÇIK UÇLU BİR DÜZENLEME” Mİ?-Röportaj-

Yayınlanma Tarihi : Google News
TERÖRSÜZ TÜRKİYE-1  “ÇERÇEVE YASA” MI, “AÇIK UÇLU BİR DÜZENLEME” Mİ?-Röportaj-

“Terörsüz Türkiye” kapsamında hazırlanan ve kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak adlandırılan, TBMM’de Adalet Komisyonu ve Genel Kurul aşamalarında yoğun tartışmalar sonucu kabul edilen ve 7595 sayılı Kanun olarak 18 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”u, Emekli Yargıtay Üyesi Ali Suat Ertosun’la konuşuyoruz.

Osman ÖZBAŞ: Sayın Ertosun, “Çerçeve Yasa” olarak da adlandırılan ve TBMM’de 467 oyla kabul edilen Kanun için ne diyorsunuz? Böyle bir Kanun’a ihtiyaç var mıydı?

Ali Suat ERTOSUN: Önce “Çerçeve Yasa” kavramı üzerinde durmak istiyorum. Her bilim dalında olduğu gibi hukukta da kavramlar çok önemlidir. Hatta hukukta kavramların, diğer bilimlerden daha önemli olduğunu söyleyebiliriz. “Çerçeve” sözcüğü, bir konunun veya belirli bir düşünce alanının sınırlarını ve ana ilkelerini ortaya koyan, kapsamı belirli bir düzenlemeyi çağrıştırmaktadır. Oysa sözünü ettiğiniz Kanun, belirli bir çerçeve kanun niteliğinden ziyade, belirli koşulların gerçekleşmesine bağlı olarak uygulanacak hukuki sonuçları düzenlemektedir. Gelecekte başka düzenlemelerin yapılması ihtimalini de içeren bu süreç bakımından buna “açık uçlu düzenleme” nitelemesi yapılabilir; hatta “kılavuz kanun” da denebilir. Bu Kanun, statik bir çerçeveden ziyade dinamik bir sürecin başlangıcı olup, toplumsal hayatın şekillenmesini, siyasi ve sosyal bir mutabakatı hedeflemektedir.

Gelelim sorunuza: Ülkemiz 1984 yılından bu yana PKK terörünün hedefi durumunda. Geçen 15 Ağustos, Eruh ve Şemdinli baskınlarının 42’nci yıl dönümüydü. Devletimiz bu süreçte uzun mücadeleler verdi. Binlerce askerimiz, güvenlik görevlimiz, öğretmenimiz, korucumuz, çocuklarımız, bebeklerimiz, özetle insanlarımız öldürüldü. Binlerce insanımız sakat kaldı. PKK terör örgütüyle karşılıklı çatışmalar yaşandı. Analar ağladı, hepimiz üzüldük.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü olduğum 2000’li yılların başlarında, teröre harcadığımız paranın 300 milyar dolar olduğu ifade ediliyordu. Bu rakamın günümüzde iki-üç trilyon dolar seviyesine çıktığını ileri sürenler var. Nitekim bazı yetkililer tarafından terörün Türkiye’ye maliyetinin iki trilyon doların üzerinde olduğu da açıklanmıştır. Terör nedeniyle yapılamayan yatırımları, gelmeyen yabancı sermayeyi ve büyüme kayıplarını (kaçırılan fırsatları) kattığımızda, bu rakamın üç trilyon doların üzerinde olduğunu söyleyenler de vardır. Yetkililer, terör nedeniyle katlanılan doğrudan ve dolaylı maliyetlerin ekonominin büyüklüğünü önemli ölçüde aşağı çektiğini, bu paralar teröre gitmeseydi yüzde 22 ila 25 oranında daha büyük bir ekonomiye sahip olacağımızı ifade ediyorlar.

Kimse acıların sürmesini istemiyor. Kimse Türkiye’nin geri kalmasını istemiyor. Dolayısıyla terörün bitmesi ülkemizin önüne büyük fırsatlar açacaktır.

OÖ: Biraz daha açar mısınız? Bu Kanun ve daha sonra yapılacak düzenlemeler terörü bitirecek mi? Ülkemizin önüne büyük fırsatlar açacak mı?

ASE: Amaç, terörün bitmesi, ülkemizin ekonomik olarak büyümesi ve halkımızın refahının artmasıdır. Tabii bunun aksini söyleyenler de var. Onlar, “siyasi iktidarın sürmesi için yeni ittifaklar kuruluyor, dış mihraklar bunu istiyor…” diyorlar. Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, yapılacakların ilk ayağıdır. Silahların teslim edildiği ve örgütün fiilî varlığının sona erdiği güvenlik kurumlarınca tespit edilecek; bu durum Millî Güvenlik Kurulunca da teyit edilecektir. Kanun’un soruşturma, kovuşturma ve infazın ertelenmesine ilişkin hükümleri ise, bu tespiti teyit eden Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanması koşuluyla uygulanacaktır. Bunun ardından, Kanun’da öngörülen diğer şartların gerçekleşmesi hâlinde soruşturma, kovuşturma ve infazın ertelenmesine ilişkin hükümler işletilebilecektir.

OÖ: Buna dolaylı af diyebilir miyiz?

ASE: Bunu doğrudan genel veya özel af olarak nitelendirmek yerine, Kanun’un hukuki niteliğini ayrıca değerlendirmek gerekir. Anayasa’nın 87’nci maddesi, genel ve özel af için TBMM üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunu öngörmektedir. Anayasa Mahkemesi de bazı şartlı ve toplu infaz düzenlemelerini özel af niteliğinde değerlendirmiştir. Buradaki düzenlemenin ise belirli suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesini, kesinleşmiş mahkûmiyetlerin infazının da belirli şartlarla ertelenmesini ve bu şartların gerçekleşmesi hâlinde Kanun’da öngörülen sonuçların doğmasını düzenlediği görülmektedir. Bu nedenle kamuoyunda “dolaylı af” şeklinde nitelendirilmesi anlaşılabilir olmakla birlikte, düzenlemenin teknik olarak af niteliğinde olup olmadığı ayrıca tartışılmalıdır.

Bu Kanun’un genel veya özel af niteliğinde olduğu sonucuna varılması hâlinde, Anayasa’nın 87’nci maddesindeki beşte üç çoğunluk koşulu gündeme gelecektir. Bu, 600 milletvekili üzerinden 360 milletvekiline karşılık gelmektedir.

Kamuoyunda bu Kanun’un “dolaylı af” olarak değerlendirilmesinin nedeni, şartlara uyulduğu ve erteleme süresi sorunsuz tamamlandığı takdirde soruşturma ve kovuşturmalar bakımından Kanun’da öngörülen sonuçların doğması, mahkûmiyetler bakımından ise erteleme süresinin suç işlenmeksizin tamamlanması hâlinde cezaların infaz edilmiş sayılmasıdır. Tabii, hükümlülerin cezalarını çekmemeleri mağdurlarda tepki doğurmakta, cezasızlık algısı yaratmakta ve adalet duygularını zedelemektedir. Bunlar gözden uzak tutulmamalı ve mağdur hakları yapılacak düzenlemelerle mutlaka korunmalıdır.

OÖ: Sizce böyle bir Kanun gerekli miydi?

ASE: Bu tür kanunlar genellikle hukuki bir zorunluluktan ziyade, toplumsal barış, çatışmaların sonlandırılması veya siyasi mutabakat gibi daha büyük sosyal amaçları gerçekleştirmek için bir araç olarak kullanılır. 42 yıldır süren çatışmaların sonuçlarına bakmamız gerekir. Toplumsal barış gelir, çatışmalar sonlanırsa Kanun, amacına ulaşmış demektir.

OÖ: Bu Kanun’un arkası olacak mı? Yenileri gelecek mi?

ASE: İşte orada duralım. Cin şişeden çıktı. Tabii ki getirmek isteyenler olacak; hazmedilmesini, hatta topluma hazmettirilmesini isteyenler çıkacaktır. Ancak bunların niteliğine ve ne yönde olduklarına dikkatle bakmamız gerekir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerine, özellikle ilk dört maddeye, “Eğitim ve öğrenim hakkı ve görevi” başlıklı 42 ve “Türk vatandaşlığı” başlıklı 66’ncı maddelere yönelik değişiklik tekliflerine ve düzenlemelerine karşı durulması gerektiğini; aksine davranışların ülkemizi önce federasyona, sonra da bölünmeye götürme riski taşıdığını düşünüyorum. Özellikle kamusal alanda ana dil kullanımı, eğitim dili, resmî dil gibi konulara girilmemesi, ulus devlet yapımızın korunması gerektiği kanısındayım.    

OÖ: Çok kısa olarak, bu Kanun’un Anayasa’ya aykırılık açısından herhangi bir sorun doğurabileceğini düşünüyor musunuz?

ASE: Evet. Anayasa Mahkemesine başvurulması hâlinde, hukuk devleti ve eşitlik ilkeleri, suç ve cezaların kanuniliği, ceza sorumluluğunun şahsiliği, TBMM’nin af yetkisi, yargı bağımsızlığı ve kesinleşmiş mahkûmiyetlerin sonuçları bakımından Anayasa’ya aykırılık iddialarının gündeme gelebileceğini düşünüyorum. Ancak bunun bir olasılık ve hukuki değerlendirme olduğunu; Anayasa Mahkemesinin nasıl bir karar vereceğinin önceden kesin olarak söylenemeyeceğini de belirtmek gerekir.

OÖ: Son bir soru: Çıkan bu Kanun’dan Selahattin Demirtaş yararlanır mı? Abdullah Öcalan ne olacak?

ASE: Kanun, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme, örgütün propagandasını yapma, bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ile örgüt lehine işlenen ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’da düzenlenen suçları kapsamına almaktadır. Ancak Kanun’da ayrıca bazı suçlar açıkça kapsam dışında bırakılmıştır ve erteleme için Kanun’da öngörülen diğer şartların da gerçekleşmesi gerekir. Selahattin Demirtaş’ın kamuya yansıyan mahkûmiyet ve yargılamalarının bu Kanun’un kapsamına girip girmediği, her bir dosya ve suç vasfı üzerinden ayrıca değerlendirilmelidir. Ayrıca Kanun’dan fiilen yararlanılabilmesi için, PKK/KCK’nin fiilî varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan silah ve mühimmatın teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi, bu tespiti teyit eden Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanması ve yararlanmak isteyen kişinin bu tarihten itibaren altı ay içinde Kanun’da belirtilen mercilere yazılı olarak başvurması gerekmektedir. Bu koşulların yanı sıra, somut dosyada Kanun’da öngörülen diğer şartların da gerçekleşmesi hâlinde, mahkûmiyet hükümleri bakımından infazın ertelenmesi yönünden hukuki imkân doğabilecektir. Kanun’un uygulanması bugün itibarıyla bu koşullar gerçekleşmediği için henüz başlamış değildir.       

Öcalan’a gelince: Kanun, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçları kapsam dışında bıraktığından, Abdullah Öcalan’ın bu kapsamdaki mahkûmiyetleri bakımından Kanun’dan yararlanması mümkün olmayacaktır.

OÖ: Selahattin Demirtaş yönünden kesin bir görüş belirtmediniz? Bu Kanun’dan yararlanacak mı?

ASE: Selahattin Demirtaş hakkında Kobani davasında devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma, suç işlemeye tahrik ve terör örgütü propagandası yapma suçlarından aldığı mahkûmiyet hükümleri bakımından, suçların Kanun’un 1’inci maddesi kapsamındaki suçlardan olması ve Kanun’daki diğer şartların gerçekleşmesi hâlinde erteleme hükümlerinin uygulanması hukuken mümkün görünmektedir. Ancak bu değerlendirme, özellikle suçların örgüt faaliyeti kapsamında işlenip işlenmediği ve Kanun’daki istisnaların bulunup bulunmadığı yönlerinden somut hüküm ve dosya içeriği üzerinden yapılmalıdır.

Selahattin Demirtaş hakkında kesinleşen diğer mahkûmiyetlerinin de, suç vasıfları bu Kanun kapsamındaki suçlardan olduğu ve Kanun’da öngörülen diğer şartlar gerçekleştiği ölçüde değerlendirilmesi gerekir. Ancak Kobani davasında kasten öldürmeye azmettirme suçundan hakkında verilen beraat kararı, Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğundan henüz kesinleşmemiş olup, istinaf incelemesindedir. Ayrıca Selahattin Demirtaş hakkında AİHM tarafından verilmiş ihlal kararları da bulunmaktadır. Beraat kararı kesinleşirse suç bakımından infaz edilecek bir mahkûmiyet bulunmayacağından, Kanun’un infazın ertelenmesine ilişkin hükümleri uygulanmayacaktır. Beraat kararı kaldırılarak kasten öldürmeye azmettirme suçundan mahkûmiyet kurulması hâlinde ise, bu suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu kapsamında değerlendirilmesi durumunda, Kanun’un 3 ve 6’ncı maddelerindeki açık istisna nedeniyle erteleme hükümleri uygulanmayacaktır.

OÖ: Osman Kavala ne olacak?

ASE: Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’dan yararlanması söz konusu değildir. Ancak Osman Kavala bakımından, AİHM’nin kesinleşmiş kararları ve bu kararların uygulanmasına ilişkin Türkiye’nin uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülükleri gereğince mevcut hukuki durumun giderilmesi ve tahliyesinin sağlanması gerektiğini özellikle belirtmek istiyorum.

OÖ: Önümüzde zor bir süreç var. Teşekkür ederim. Söyleşilerimizi gelişmelere göre sürdürelim.

ASE: Bana bu fırsatı verdiğiniz için ben de teşekkür ederim. Gerçekten önümüzde zor bir süreç var. Ancak bu sorunu, dış güçlerin müdahalesine daha fazla fırsat vermeden ve ülkemizin bütünlüğünü koruyarak çözmemiz gerekiyor. Zaman buldukça, gelişmelere göre söyleşilerimizi sürdürmemiz iyi olur…

YORUM YAP

İsmet Reka 23 Ağustos 2026 / 21:34 Yanıtla

Kalemine yüreyine sağlık dilerim yüce Rabbimden devletimize zeval vermesin inşallah amin Allah devletimizi korusun