DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

MANİSA TARZANI-1 TARZAN GERİ DÖNDÜ

Yayınlanma Tarihi : Google News
MANİSA TARZANI-1 TARZAN GERİ DÖNDÜ

Ölüler dünyası olağan günlerinden birini yaşıyordu. Cennet ne kadar sakin ve huzurluysa, cehennem aksine çok gürültülü ve hareketliydi.

Cennettekiler diledikleri zaman bir araya gelebiliyorlardı; ortam serbest, kurallar esnekti. Cehennemde kurallar sıkı olsa da oradakilerin de belirli hakları vardı.

Cennet sakinlerinden Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi (1), günlerdir huzursuz ve sıkıntılıydı. Konuşmuyor, sorulursa kısaca cevap veriyordu. Belli ki canını sıkan bir şeyler vardı. Dünyada olduğu gibi cennette de genelde birbirini tanıyanlar, ortak anıları bulunanlar bir araya gelerek grup oluşturur, sohbet ederlerdi. Tarzan’ın bir arada olduğu dost ve arkadaşlarının ortak noktaları, “Manisa” idi. Gruplarında Gördesli Makbule ve eşi Usturumcalı Halil Efe, Saçlı Efe (Bakırlı Mustafa Efe), Parti Pehlivan, Halit Paşa, Müftü Âlim Efendi gibi Kurtuluş Savaşı kahramanlarının yanı sıra, daha önce ve sonra göçenler de vardı. Manisa’da belediye başkanlığı yapan Abbas Karaosmanoğlu ve Tarzan’ın can arkadaşlarından Avukat Ertuğrul Dayıoğlu da bu gruptaydı. Ertuğrul Dayıoğlu, arkadaşları arasında “Dayı” lakabıyla anılırdı. Tabii grupta başkaları da bulunuyordu.

Tarzan ve arkadaşları ağaçların altında oturmuş, çaylarını içiyorlardı. Herkes konuşurken Tarzan’ın ağzını bıçak açmıyordu. Abbas Karaosmanoğlu, herkes gibi Tarzan’ı çok severdi; çünkü Tarzan, onun belediye başkanlığı döneminde işe alınmıştı. “Tarzan, neyin var? Günlerdir ağzını bıçak açmıyor. Sen üzülünce biz de üzülüyoruz, söyle hadi!” dedi.

Tarzan, “Başkanım, bir şeyim yok,” cevabını verdi ama canının sıkkınlığı her hâlinden belli oluyordu.

Tarzan’ın günlerdir süren sessizliği diğer arkadaşlarını da üzüyordu. Gördesli Makbule, Tarzan’a “Ağabey” derdi; “Ağabey, senin derdin bizim derdimiz, söyle artık!” diye üsteledi.

Diğerleri de ısrar edince Tarzan içini döktü: “Yeryüzünden, Manisa’dan iyi haberler gelmiyor. Türkiye’nin zor durumda olduğu, Manisa’da verimli arazilere sanayi kurulduğu, Gediz’in kimyasal atıklarla kirletildiği, Yeşil Manisa’nın yok edildiği söyleniyor.” dedi ve mahzunlaşarak daldı gitti.

Yeryüzündekiler öbür dünyada neler olduğunu bilmeseler de öbür dünyadakiler yeryüzünde olanı biteni izliyor, biliyorlardı. Orada iletişim olanakları çok gelişmişti. Yeryüzünden öbür dünyaya yeni göçenler haber getiriyor, ayrıca çeşitli yollarla bilgi ve haber akışı sağlanıyordu.

Ertuğrul Dayıoğlu atıldı: “Tarzan, Yüce Allah’a bir dilekçe yazalım. O’nun izniyle yeryüzüne gider, neler olduğunu kendi gözlerinle görürsün!” dedi.

Tarzan heyecanlanmıştı: “Dayı, gerçekten dilekçe yazar mısın? Allah izin verir, değil mi?” dedi.

Dayı, “Yazarım tabii,” dedi ve bilgisayarını getirip bir dilekçe yazdı.

Her şeye kadir olan Allah, sevdiği kullarını yeryüzüne gönderirken Tarzan’ı mı göndermeyecekti? O, dünyanın ve Türkiye’nin ilk çevrecilerindendi; üstelik İstiklal Madalyası sahibi bir kahramandı. Kural şöyleydi: Yeryüzüne gidenler, her şeyi görüyor, duyuyor, anlıyor; ancak yeryüzündekiler onları göremiyor, konuşsalar da duyamıyorlardı.

Prosedür tamamlandı. Dilekçe meleklere teslim edildi. Onlar da dilekçeyi Allah’a sundular. 2026 yılında hemen izin çıktı ve Tarzan yeryüzüne gönderildi. İznin ucu açıktı; istediği zaman geri dönecekti.

*          *          *

Tarzan’ın sevdası Türkiye ve özellikle de Manisa’ydı. Hiç vakit kaybetmeden şehre gitti ve gökyüzünden aşağıyı süzdü. İçindeki umut kırılmıştı. “Keşke gelmeseydim; bu güzel şehrin hâli ne böyle!” dedi kendi kendine. Ancak mademki gelmişti; gezecek, görecek; döndüğünde de arkadaşlarına gördüklerini, duyduklarını, özetle izlenimlerini tek tek anlatacaktı.

Aklına yaşayan kadim dostu Ali Haydar Aksakal geldi. “Önce ona gideyim, bir göreyim…” dedi. Araştırmacı yazar Ali Haydar Aksakal, onun Manisa Dağcılık Kulübünden arkadaşıydı. Beraber dağlara tırmanmışlar, pek çok anı biriktirmişlerdi. Ali Haydar, Tarzan’la ilgili kitaplar yazarak onun ismini yaşatan insanlardandı.

Ali Haydar, yaşlanmıştı ama enerjisinden hiçbir şey kaybetmemişti; hâlâ harıl harıl okuyor ve yazıyordu. Kardeşi Bedriye Hoca ile birlikte yaşıyordu. Masasında gözlüklerini takmış, Manisa Büyükşehir Belediyesinin “Kent Kitapları Yayınları” arasından yeni çıkan Erkan Akbalık’ın “Kendi İfadeleriyle Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi’nin Hayatı” adlı kitabını okuyordu. Tarzan, hem kendisinin unutulmadığına hem de Ali Haydar Aksakal ve Bedriye Aksakal’ın sağlıklı olduklarına sevindi. “Allah uzun ömürler versin; ikisinin de Manisa’ya çok hizmeti oldu, daha da olacak.” dedi ve yanlarından ayrıldı.

Bu kez aklına Manisa Valiliğinin eski İl Kültür müdürlerinden Hakkı Avan geldi. Hakkı Avan, kendisinin ölümünden sonra Manisa’ya geldiğinden onunla tanışmamıştı. Onu kitaplarından tanıyordu. O, Manisa’da doğmadığı hâlde, pek çok kişiden daha fazla Manisalıydı. Manisa’nın yerel tarihi, kültürel değerleri ve Tarzan üzerine kitapları vardı. Son yıllarda İzmir’de yaşadığını ve bazı rahatsızlıkları olduğunu duymuştu. Gidip onu da gördü. O da boş durmuyor, masasında yine bir şeyler üretiyordu.

İzmir’den dönünce doğruca Topkale’ye çıktı. Gördükleri karşısında şoke oldu! Burada yıllarca saat tam 12.00’de öğle topunu, ramazanlarda iftar ve sahur, dinî ve ulusal bayramlarda ise bayram toplarını patlatmıştı. Artık top atılmıyordu. Evet, belki teknolojik olarak topa ihtiyaç yoktu ama bu, Manisa’nın bir geleneğiydi. “Yaşatılmalıydı! Bugün artık belli bir tepeye çıkıp ille de barut patlatmak gerekmiyor; gelişen dijital sistemler sayesinde bu ses ve gelenek kolaylıkla yaşatılabilirdi,” diye hayıflandı.

Gözleri eski kulübesini aradı. Yoktu, yıkılmıştı. Yerine, aslına hiç benzemeyen, estetikten uzak bir kulübe kondurulmuştu. Tarzan şaşkınlıkla, “Belediyeler nerelere ne paralar harcıyor ama benim şu garip kulübemin bir benzerini yapamamışlar!” diye söylendi.

Öbür dünyadakilerin yeryüzünde olan bitenlerden haberleri vardı; özellikle ülke ve insanlık için çalışanların, ömrünü tüketenlerin üzüntüleri, yapılan kötülükler, vurdumduymazlıklar ve vefasızlıklar yüzünden katmerleniyordu. Çünkü onlar, can verdikleri, emek verdikleri bu toprakların gelecek nesillere en iyi koşullarda kalmasını istiyorlardı.

Aklına ölümünden bu yana altmış yılı aşkın süredir sakız gibi çiğnenen “Tarzan Müzesi” projesi düştü. Yapılmadığını biliyordu. Sadece konuşuluyor, konuşuluyor, konuşuluyordu! Kendisi hayattayken fazla konuşmayı sevmez, “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz!” derdi. Okuduğu gazetelerden, dergilerden, kitaplardan tanıdığı Eski Çağ filozoflarından Platon’a atfedilen bir sözü anımsadı: “Eylemleri sözlerden oluşanlara değil, sözleri eylemlerden oluşan insanlara güvenin.” diyordu. O da aynı fikirdeydi ve yaşamı boyunca sözleriyle değil, diktiği fidanlar ve yaptıklarıyla öne çıkmıştı…

Şimdilik bu kadar… Tarzan’ın modern dünyaya ait gözlem, düşünce ve iç sesini aktarmaya devam edeceğiz…

(1) Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi (d. 1887 Samarra, ö. 1963 Manisa), Manisa’nın simge isimlerinden, İstiklal Madalyası sahibi, doğa tutkunu, Türkiye’nin ilk çevrecilerinden. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yaşamının 42 yılını geçirdiği Manisa’da binlerce ağaç diken ve diktiren gerçek bir efsane.

Güzel Sözler

Doğa kendisine yapılan her şeyi geri verir. Epiktetos

Günümüzde bizi tehdit eden tehlikenin doğadan gelmediğini, insan ve kitle ruhundan kaynaklandığını apaçık görüyoruz.  Carl Gustav Jung

Dünyaya iyi bakmak, en eski, en değerli ve en güzel sorumluluğumuzdur. Wendell Berry

Ne gelir elimizden insan olmaktan başka? Edip Cansever

YORUM YAP